Arşiv

Archive for the ‘Küreselleşme’ Category

Çocuk İşgücünde Artış…

17 Mart 2012 Yorum yapın

Yıllık cirosu milyar dolarlarla ifade edilen ABD’li iç giyim firması Victoria’s Secret’in organik pamuk üretimi için Batı Afrika’nın fakir bir ülkesi olan Burkina Faso’da çalıştırdığı çocuklar, sistemin kusurlarını gün yüzüne çıkardı. Firma, ülkedeki kadınların ve çocukların yaşam kalitesini arttırdığını iddia ederken ABD’li finans dergisi Bloomberg Markets’ın yaptığı araştırma, acı gerçeği ortaya koydu. Bloomberg; şubat sayısında yer alan dosyasında, Burkina Faso’da 10-15 yaş arasındaki çocukların kötü şartlarda, dövülerek çalıştırıldığını iddia ediyor.

Victoria’s Secret, 2007’de yaptığı anlaşma ile Burkina Faso’dan organik pamuk satın almaya başladı. Amaç, sürdürülebilir hammadde temin etmek ve Afrikalı kadın çiftçileri desteklemekti. “Yüzde yüz yağmur suyuyla beslenen ve hiçbir tarım ilacı kullanılmadan elde edilen” pamuk kullandığını 2009’un sevgililer gününde duyuran şirket, ürünlerini insanların yaşam kalitesini arttırdığı iddiasıyla piyasaya sürdü.

Bloomberg’in 2011’in aralık ayında ortaya koyduğu gerçek, firmayı konuyu araştırmaya itse de aylar geçmesine rağmen Burkina Faso’da hiçbir şey değişmedi.

Geçen ay Bloomberg’e konuşan “Burkina Faso”lu çocuk işçiler, okula gitmek yerine güneş doğmadan işe başladıklarını, günde 500 sıradan fazla tarlayı sadece kas gücüyle ve çapayla işlediklerini, öküz ya da saban kullanmalarının yasak olduğunu anlattı. Tüm gün eğilerek pamuk topladıklarını anlatan çocuklar “bunun acı verici olduğunu” ve eğer yavaş davranırlarsa şeflerinin onları dövdüğünü söyledi. Diğer yandan çocukları çalışmaya zorlayan çiftçilerin kendine ait bir hayvanı ya da 150 dolara alabilecekleri bir sabanları yok. Dünya Bankası tahminlerine göre ülkede nüfusun yüzde 81’i günlük 2 dolardan az gelire sahip. Çiftçiler, ellerinde doğru araçların olması halinde çocuk işçilere gerek kalmayacağını düşünüyor. ABD Çalışma Bakanlığı, raporlarında, Burkina Faso’yu çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin yaşandığı yer olarak tarif ediyor.

215 milyon çocuk

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün verilerine göre dünyada 215 milyonun üzerinde çocuk işçi var. Bu çocukların 157 milyonu 15 yaşın altında. Çalışan 5-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 60’ı tarım, hayvancılık, ormancılık, balıkçılık ve su ürünleriyle ilgili işlerde istihdam ediliyor. 115 milyonu tehlikeli işlerde çalıştırılıyor. TÜİK’in son çocuk işgücü istatistiklerine (2006) göre de Türkiye’de 6-17 yaş arasındaki 16 milyon 264 bin çocuktan 958 bini çalışıyor.

Ajanslar

Kapitalizme İsyan Küreselleşti!

30 Ekim 2011 Yorum yapın

Wall Street işgaliyle başlayan halk hareketi, tüm dünyaya yayıldı. ‘Bu demokrasi bitti, yenisini istiyoruz’ diyen isyancılar Roma’da araçları ateşe verdi, Londra’da borsa binasını işgale çalıştı, Frankfurt, Münih, Zürih ve Stockholm’de binlerce kişi yürüdü. Avusturalya ve Uzak Doğu’da da halk sokaktaydı.

ABD’de sosyal adaletsizliğin ve finans sisteminin yol açtığı haksızlıkları protesto etmek amacıyla başlatılan “Wall Street’i İşgal Et” hareketi tüm dünyayı sardı.  Amerikan borsası önünde kamp kuran yüzlerce New Yorklu, diğer eyaletlerde yaşayan Amerikalıların da desteğini alınca isyan Washington, Boston, Los Angeles gibi kentlere de sıçradı.

Dün de dünyanın dört bir yanında dün, büyük şirketlerin aç gözlülüğü ve hükümetlerin kemer sıkma önlemlerini protesto eden gösteriler yapıldı. Roma’da on binlerce kişinin gösterisi sırasında, polis bir gruba müdahale etti. Roma muhabirimiz David Willey, diğer protestocuların da maskeli gruba tepki gösterdiğini belirtiyor. Gösterileri örgütleyenlere göre, beş kıtadaki 82 ülkenin 951 kentinde protesto yürüyüşleri yapıldı.

Dünya genelinde tam 951 kentte geniş kapsamlı protesto gösterileri düzenlendi. Gösterilere en fazla katılım Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere ve İspanya’da oldu. Bankaların gücü ve sosyal adaletsizlikler protesto edildi. Avrupa’daki en büyük gösteri, aynı Yunanistan gibi borç batağında olan İtalya’da gerçekleşti. Başkent Roma’da toplanan on binlerce genç, işsizlik ve ekonomik krizi protesto etti. Londra’da borsa binasını işgal etmeyi amaçlayan gruplara İngiliz polisi, bina önüne etten duvar örerek engel olabildi. Bu kentlerin yanı sıra İsviçre’nin Zürih şehrinde, İsveç’in başkenti Stockholm’de de göstericiler ‘Yüzde 99 biziz’ sloganıyla “yeni bir demokrasi” talep etti. Finans sisteminin olumsuz sonuçlarının, dünya genelinde milyonlarca insanı yoksulluğa mahkûm ettiğinin altını çizdiler.

15 Ekim Eylemleri Asya’da Başladı

Dünyanın dört bir yanından bin 441 farklı şehirde “Occupy Together” adı altında çeşitli protesto eylemleri düzenlenmesi için yapılan çağrıya uyan binlerce insan Avustralya, Japonya, Tayvan, Güney Kore ve Filipinler’de eylemleri başlattı.

‘Occupy Together’ adı altında organize edilen eyleme Asya’da katılan eylemciler, küresel finansal sistemine ve  zengin ile fakir arasındaki artan uçuruma tepkilerini dile getirdi.

Asya’da, Amerika ve Avrupa’daki’nin aksine mütevazı kalabalıklar eylemlere katıldı.  Avustralya’nın Sydney şehri yaklaşık 800 eylemci ile en büyük gösteriye sahne oldu., Tokyo, Hong Kong, Taipei, Seul ve Melbourne’de de yüzlerce insan eylem çağrısına destek verdi.

Sydney’de protestocular, “yüzde 99 biziz”, “Kapitalizm ekonomiyi öldürüyor” gibi sloganlar yazılı pankartlar taşıdı, finans bölgesindeki Merkez Bankası önünde toplandı.

Mart ayında Fukushima Nükleer Santraline karşı mitingler yapılan Tokyo’nun merkezinde, 300 kadar protestocu, “Wall Street işgaliyle birlikteyiz” ” daha fazla nükleere hayır” pankartları taşıdı.

Hong Kong’da ise, yaklaşık 200 kişi, şehrin bankacılık ve ticaret bölgesinin kalbindeki Exchange Meydanında, Uluslararası Finans Merkezi yakınındaki açık bir alanda toplandı. Çeşitli grupların yan yana geldiği gösteride, artan gelir eşitsizliği ve  adaletsiz yerel siyasi sistem protesto edildi.

‘Almanya’da 50 Kentte’

Sadece Almanya’da 50′den fazla kentte protesto gösterileri düzenlendi. En büyük gösteri, finans merkezi Frankfurt’ta yapıldı. Avrupa Merkez Bankası binası önündeki gösteriye 5 bin kişi katıldı. Buradaki gösteriyi küreselleşme karşıtı Attac örgütü ile ‘Frankfurt’u işgal et’ hareketi organize etti. Gösteriye katılanlar, bankalara öfkelerini, ‘Hayatımız hakkında spekülasyonlar yapıyorsunuz’, ‘Geleceğimiz üzerine kumar oynuyorsunuz’ yazılı pankartlar taşıdı. Bir başka büyük gösteri ise başkent Berlin’de yapıldı. Binden fazla kişi Alexander Meydanı’nda toplandı. Gösterilerin yapıldığı diğer büyük kentlerse Köln, Münih, Hamburg, Hannoved, Leipzig ve Stuttgart oldu. Sol Parti lideri Klaus Ernst, ‘Yeni bir demokrasi hareketinin doğuşuna tanık oluyoruz’ derken, Yeşiller Partisi eş Başkanı Cem Özdemir, bankalardaki üst düzey yöneticilerin maaşlarının yeniden düzenlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Özdemir, ‘Bankalar vergilerle kurtarılıyorsa, o zaman yönetim kurulu üyelerine ve diğer çalışanlara maaş üst sınırı getirilmelidir’ ifadesini kullandı.

İtalya’nın ‘Öfkelileri’

“Öfkeliler” (Indignados) hareketi, ekonomik kriz sonucu artan işsizlik, borç oranı ve sonrasında tasarruf paketleriyle gelen kesintileri protesto etmek için Roma sokaklarını doldurdu. İspanya’nın başkenti Madrid’de yaz aylarında gerçekleşen gösterilerle adlarını duyuran “Öfkeliler” halk hareketinin (Indignados) İtalyan versiyonu, hükümeti protesto etmek amacıyla meydanlara indi. Başkentin en işlek meydanlarından olan Repubblica’da öğle saatlerinde toplanmaya başlayan göstericiler, daha sonra Cavour caddesinden ünlü Kolezyum’a doğru harekete geçti. Protestocuların hedefindeki İtalya Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi ise yaptığı kısa açıklamada, göstericilere hak verdiğini açıkladı.

Assange Dopingi

İngiltere’nin başkenti Londra’da, Menkul Kıymetler Borsası önünde yüzlerce kişi bankacılık sistemini ve hükümetin kesinti planlarını protesto etti. Başkentteki tarihi Aziz Paul’s Katedrali önünde öğle saatlerinde toplanan kalabalık ellerinde, “Kesintilere hayır”, “Her iş için mücadele”, “Gerçek yağmacılar bankacılar” yazılı pankartlar taşıdı. Kurduğu WikiLeaks sitesiyle Arap Baharı’na öncülük eden Julian Assange da sürpriz bir şekilde Londra’da eylem yapan destekçilerin yanında yer aldı, megafonla yaptığı konuşmayla da kalabalığı coşturdu.

Protestoların Kısa Geçmişi

Bu yıl Batılı ülkelerde tanık olunan eylemlerin başlangıcı, geçen ilkbahar aylarına uzanıyor. İspanya’nın başkenti Madrid’de, Puerto del Sol meydanında düzenlenen ilk protesto eylemine, toplumsal anlamda her kesimden insanlar katılmış ve mevcut siyasi partilerle ilişki kurulmamıştı.

15 Mayıs’ta düzenlendiği için “15M” hareketi diye anılan İspanya protestolarının arkasında, işsiz ve genç meslek sahiplerinin internet ortamında oluşturduğu “Gerçek Demokrasi… Şimdi” adlı grup vardı. Puerto del Sol’da haftalarca kamp kuruldu; zamanla hareket İspanya’nın tümüne yayıldı, yerel gruplar oluşturuldu.

İspanya’da ortaya çıkan “Indignados” (Öfkeliler) hareketi, tıpkı Tunus’ta başlayan “Arap Baharı” gibi ülkeden ülkeye yayıldı. İspanyolların kaygı ve protestolarıyla kendi sorunları arasında benzerlik gören tepkili gruplar, benzer kınama eylemlere giriştiler. Bu eylemlerin başını da, kamu alanlarının ve binalarının işgal edilmesi çekiyor.

Kriz Yayıldıkça Protestolar Da Yayıldı

Yunanistan, Fransa, İsrail, Belçika ve Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra “sınır tanımayan öfkeliler hareketi”, şimdi İngiltere’de de sesini duyuruyor. Bütün bu ülkelerdeki yakınmalar benzer nitelikli. Örneğin İspanya’daki protestocular sermaye hareketlerinin daha sıkı kontrol edilmesini, bankalara ve varlıklı bireylere daha fazla vergiler getirilmesini, kamu hizmetlerinin korunmasını istiyor.

Yunan protestocular ise hükümetin sorumlu olduğu ekonomik hataların faturasını ödemek istemediklerini söylüyor, kamu harcamalarındaki kesintileri kınıyor.

İsrail’de hayat pahalılığı, konut fiyatları ve sosyal adaletsizlik kınanıyor.

Belçika yalnızca Belçikalı değil, diğer Avrupa ülkelerinden de gelen protestocuların buluştuğu bir kavşak oldu.

Fransız protestocular da, 2010 yılında yayımladığı kitabında, sosyal adaletsizliğin ve piyasaların gücünün barışçı şekilde protesto edilmesini, yeniden özgün demokratik değerlere dönülmesini isteyen 93 yaşındaki Alman asıllı Fransız yazarı Stéphane Hessel’in çağrıları etrafında toplandı. Kimi Fransızlar Madrid’de başlayan gösterilere katılırken, çeşitli Fransız kentlerinde de protesto eylemleri düzenlendi.

Ajanslar

Categories: Küreselleşme

OECD’nin ‘Geleceğin Şokları’ Raporu

08 Temmuz 2011 Yorum yapın

OECD’nin ”Gelecekteki Şoklar”raporuna göre, salgın hastalık, kritik altyapılara düzenlenecek siber saldırı, finansal kriz, sosyo-ekonomik çatışma, jeomanyetik fırtına gibi gelecek yıllar için beş büyük potansiyel risk bulunuyor. Küresel ekonomideki bağlantı ve insan, mal ve bilgi hareketinin hız kazanmasıyla birlikte potansiyel salgın hastalık ya da finansal kriz gibi ekonomik olayların yayılma etkisinin artacağına dikkat çekilen raporda, 2002 yılında önce Hong Kong’da görülen SARS hastalığı olarak isimlendirilen ”Akut Solunum Yetmezliği Sendromu”nun, kısa sürede seyahat edenler aracılığı ile tüm dünyaya yayıldığı hatırlatıldı.

Özellikle Asya’da nüfusun kalabalık olduğu Dakka, Manila ve Yeni Delhi gibi megapollerin sayısındaki artışın pandemik açıdan risk oluşturduğuna işaret edilen raporda, ilaçlara karşı dayanıklılığı artığı gözlemlenen bakterilere karşı yeni antibiyotiklerin gerekli olduğunun altı çizildi. Raporda, mali teşvikler ve patent tesliminin hızlanmasının şirketleri yatırım konusunda teşvik edebileceği vurgulandı.

Dünyanın en büyük beşinci buğday üreticisi Rusya’da geçen yıl meydana gelen aşırı sıcakların etkisiyle ekim alanlarının yanması ve Avustralya’daki sel felaketinin dünya gıda piyasasında fiyatların artmasına neden olduğu hatırlatılan raporda, sonuç olarak gıda fiyatlarında görülen artışın Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da sosyal çatışmalara yol açtığı belirtildi. Raporda, uluslararası alanda işbirliğinin ve koordinasyonun geliştirilmesi için yeni yaklaşımların gerekliliğine de vurgu yapıldı.

Ajanslar

OECD’nin Ekonomik Görünüm Raporu

27 Mayıs 2011 Yorum yapın

OECD’nin Ekonomik Görünüm Raporunda, yüksek işsizliğin küresel ekonomik krizin mirası olduğuna işaret edilerek, ülkelerin istihdam piyasalarını iyileştirmeleri gerektiği vurgulandı. OECD bölgesinde işsizlik oranının 2011′de yüzde 7,7′ye ve 2012 sonunda yüzde 7,1′e gerileyeceği, ancak kriz öncesi seviyelerin üstünde kalmaya devam edeceği vurgulanan raporda, küresel büyümenin geçen yılın ortalarından bu yana toparlanmakta olduğu ve ekonomik aktivitenin giderek artan şekilde, güçlenen özel sektör talebiyle yönlendirildiği ifade edildi.

Bununla birlikte yaşanan toparlanmanın ekonomiler arasında farklı hızlarda ilerlemeye devam ettiği vurgulanan raporda, yüksek petrol ve emtia fiyatları ile Japonya depreminden kaynaklanan sorunların kısa vadede ekonomik aktiviteyi biraz azalttığı ve enflasyonu yukarı yönlü ittiği belirtildi. Raporda, yılın ikinci yarısında bu etkilerin ortadan kalkmasının beklendiği ifade edildi.

OECD bölgesinde finansal durumun iyileşmeye ve para politikasının genişlemesinin devam ettiği kaydedilen raporda, bu durumun genele yaygın mali konsolidasyona rağmen toparlanmanın güçlenmesine imkan verdiği bildirildi. Raporda, küresel ekonomide en önemli yukarı yönlü risklerin, petrol ve emtia fiyatlarında muhtemel yeni artışların çekirdek enflasyonu besleyeceği, Japonya’da 11 Mart depreminden kaynaklı arz sıkıntılarının sürmesi ve mali sorunu, ABD’nin mali durumuna ilişkin belirsizlikler, OECD Bölgesi’nde emlak piyasasındaki zayıflamanın yinelenmesi ve Çin ekonomisinde öngörülenden daha derin bir yavaşlama yaşanması olduğunu vurgulandı.

Raporda, Avro Bölgesi’nde bazı ülkelerde güçlü düzeltme çabalarına rağmen mali kırılganlıkların sürdüğüne işaret edildi. Avro Bölgesi’nde kamu borcunun gayri safi yurt içi hasılaya (GSYH) oranının bu yıl ortalama yüzde 96′ya yaklaşacağı, OECD Bölgesi’nde ise ortalama yüzde 100′ün biraz üzerinde olacağı belirtilen raporda, bu seviyedeki kamu borcunun ekonomik büyüme üzerinde negatif etkileri olacağının altı çizildi. Raporda, Avro Bölgesi’nde bu seviyedeki kamu borcunun kriz öncesi seviyenin yüzde 30 üzerinde olduğuna dikkat çekildi.

Rapora göre, küresel ekonominin bu yıl yüzde 4,2, gelecek yıl ise yüzde 4,6, OECD bölgesinde bu yıl yüzde 2,3, gelecek yıl yüzde 2,8 oranında büyümesi bekleniyor. ABD ekonomisinin bu yıl yüzde 2,6, gelecek yıl yüzde 3,1, Avro Bölgesi ekonomisinin 2011 ve 2012′de yüzde 2 büyüyeceği, Japonya ekonomisinin ise bu yıl yüzde 0,9 daralacağı, gelecek yıl da yüzde 2,2 büyüyeceği tahmin ediliyor.

OECD Genel sekreteri Angel Gurria, küresel ekonomi için çok hassas bir dönemden geçildiğini belirterek, ekonomiler yeniden yeterli istihdam sağlayıncaya kadar krizin sona ermeyeceğini ifade etti.

Ajanslar

Categories: Küreselleşme

OECD Küreselleşmeye Ayak Uydurdu…

23 Mayıs 2011 Yorum yapın

“Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı yarım asırdır üyelerine ve ortak devletlere, güçlü, temiz ve adil bir dünya ekonomisinin yaratılmasında yardımcı olmaya çalışıyor. Teşkilatın eğitim sistemlerini karşılaştıran PİSA araştırması Almanya’da fırtınalar koparmıştı.”

Berlin’deki OECD temsilciliğinin başkanı Heino von Meyer haklı. Almanya’da teşkilatın adını hiçbir çalışması PİSA araştırması kadar çağrıştırmamıştı. OECD üç yılda bir 15 yaşındaki öğrencilerin, okuma becerileriyle, matematik ve fen bilgilerini ölçüp ülkeler arası kıyaslamalar yapıyor. Heeino von Meyer bu çalışmanın gerekliliğini şöyle açıklıyor:

“OECD özellikle küresel kriz zamanlarında ve çetin problemler karşısında daha iyi bir hayat için yapılması gereken politikalara yol gösterebilen, son derece ehil bir kuruluş olduğunu kanıtlamıştır.”

OECD Almanya temsilcisi Heino von Meyer

OECD Almanya temsilcisi Heino von Meyer

OECD’nin asli görevi

Eğitim sistemlerini konu alan OECD araştırması örneğin Alman eğitim sisteminin varlıklı ailelerin çocuklarına avantaj sağladığını ve eğitimde fırsat eşitliği ilkesinin yerine getirilemediğini gözler önüne sermişti.

Ama OECD’nin asli görevi üye ülkelerin eğitim sistemlerinin düzeltilmesine yardımcı olmak değil. Teşkilat bir internet sitesinde hedeflerini şöyle tanıtıyor:

“Milli ve küresel sorunların her zamankinden çok daha sıkı bir şekilde kenetlendiği dünyamızı daha iyi bir ekonomik düzene kavuşturmak. Enerji, beslenme, yatırımlar ve çevre gibi günümüzün en hayati konularında bütün ülkelerin ortaklık anlayışı içinde işbirliği yapmasını sağlamak. Küresel ilerlemeye hizmet için buluştukları yer OECD’dir.”

OECD 1948 yılının nisan ayında Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı adıyla kurulmuştu ve 18 üyesi vardı. Kuruluş amacı, savaş sonrası Avrupa’sının yeniden imarı için ortak bir konsept geliştirmek ve ABD’den gelen 13 milyar dolarlık Marshall yardımlarının en verimli şekilde kullanılmasını sağlamaktı. Yardım alan ülkelerin söz hakkı vardı. Bu büyük projenin tamamlanmasından sonra, Avrupa’nın, ekonomi politikalarına yön verme ihtiyacı doğdu. Teşkilat 1961’de bugünkü adını aldı ve yeni üyelere kapılarını açtı.

“Meksika’dan Japonya’ya, İzlanda’dan Yeni Zelanda’ya kadar bütün OECD üyeleri hür ticaret ve yatırımların refah yaratacağına inanır. OECD ortak kuralların hazırlanmasına yardımcı olur. Vergi politikaları ve özel şirketlerin sorumlulukları gibi konularda rehberlik yapar. Yolsuzlukla mücadele ve iyi yönetim alanlarında OECD’nin koyduğu kurallar küresel standart haline gelmiştir.”

Seçkinler kulübü görüntüsü

Önde gelen 34 sanayi ülkesi, merkezi Paris’te bulunan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’na üyedir. Piyasa ekonomisi ve demokrasi şartını arayan teşkilat zengin ve gelişmiş ülkeleri çatısı altında barındırır. Çin, Hindistan ve Brezilya’nın üyesi olmadıkları OECD’de Afrika kıtası da temsil edilmez. Seçkinler kulübü gibi görünmekle birlikte OECD, en önemli küresel sorunlara küresel çözüm bulma iddiasını taşır.

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın ele aldığı konular sağlık, nüfus yaşlanması, çevre sağlığı, küresel büyüme, internet ve finans mimarisinin sağlıklı işlemesi gibi son derece geniş bir alanı kapsar. 200 daimi çalışma grubu ve komisyon tarafından yılda 300’ün üzerinde rapor hazırlanır. Ülkelerarası kıyaslamaların yer aldığı araştırmaları hükümetleri harekete geçmeye zorlar. Daha iyi olanın örnekleştirilmesi ve işbirliği baskısının, demokratik piyasa ekonomisi sayesinde refah artışına katkıda bulunacağı ilkesini benimser.

Deutsche Welle Türkçe
Categories: Küreselleşme

Dünya Bankası: Gıda Fiyatları Tehlikeli Düzeyde

22 Şubat 2011 Yorum yapın

Dünya Bankası, gıda fiyatlarının küresel ölçüde ‘tehlikeli düzeylere’ çıktığını ve geçen Haziran ayından bu yana 44 milyon insanı yoksulluğa ittiğini açıkladı.

Artan fiyatlardan yoksul kesimler çok daha ağır bir şekilde etkileniyor.

Kuruluşun açıkladığı son verilere göre, geçen yılın Ekim ayıyla, geçen aya kadar geçen dört aylık sürede gıda fiyatları yüzde 15 oranında arttı.

Gıdadaki enflasyon, gelirlerinin yarısından fazlasını gıdaya harcayan yoksul kesimler arasında özellikle çok ağır hissediliyor.

Dünya Bankası bu hafta Paris’te yapılacak G-20 ülkeleri zirvesinde konunun gündeme alınması çağrısında bulundu.

Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick yayımladığı yazılı açıklamada, ‘Küresel gıda fiyatları tehlikeli düzeylere çıktı ve bu durum dünya çapındaki milyonlarca yoksul insanı tehdit ediyor’ dedi.

Zoellick ayrıca, gıda fiyatlarının Orta Doğu ülkelerinde son dönemde yaşanan isyanların ana nedeni olmasa da, sebeplerden biri olduğunu kaydetti.

2008′de hızla artan gıda fiyatları bazı ülkelerde protesto gösterileri ve şiddet olaylarına yol açmıştı.

Dünya Bankası o dönem dünya çapında 125 milyon kişinin ‘aşırı yoksulluk’ içinde yaşadığını tahmin ediyordu.

Kuruluş, şu anda gıda fiyatlarının 2008′deki düzeylerin sadece yüzde 3 daha azı düzeyinde seyrettiğini, ancak geçen yıla kıyasla yüzde 27 artış yaşandığını belirtti.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun bu ay başında yayımladığı bir başka raporda da, gıda fiyatlarının Ocak ayında rekor kırdığı söyleniyordu.

G20′ye üye ülkelerin maliye bakanları ve merkez bankası yetkilileri bu hafta Paris’teki bir toplantıda bir araya gelecek.

BBC

Categories: Küreselleşme

Dünyaya Yeni Para Sistemi Aranıyor

17 Şubat 2011 Yorum yapın

Dünya ekonomisi, 20′inci yüzyılın ortalarında Bretton Woods’ta ayağa kaldırılmıştı. Reel ekonominin yerini sanal paraya kaptırması dengeli büyümenin sonu oldu. Şimdi ise yeni bir para sistemi arayışı başladı.

Eski Uluslararası Para Fonu Başkanı Michel Camdessus, dünya para sisteminin radikal reformlara ihtiyacı olduğunu söylüyor.

20’ler Grubu Dönem Başkanı Fransa’nın Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’ye danışmanlık yapan Camdessus döviz piyasalarında aşırı dalgalanmaların olduğunu, çoğu zaman para kurlarının ekonomik realiteleri yansıtmadığını ve bu nedenle de dünya paralarının yeni bir sabit çıpaya ihtiyacı olduğunu belirtiyor.

New Hampshire mucizesi

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya ekonomisinin yeniden şekillendirildiği yılları hatırlayan iktisatçılar nostaljik bir şekilde iç geçirmeden edemiyorlar. O yıllarda dünyanın düzeni vardı. Sabit döviz kurları, düşük faizler ve bütün dünyada rezerv para birimi ve ödeme aracı olarak kabul görmüş Amerikan doları vardı.

Bu nasıl olmuştu? 1944 yılında ABD, savaşın yerle bir ettiği dünya ekonomisini ayağa kaldırmak üzere, Almanya ve Japonya ile savaşan bütün devletleri New Hampshire eyaletindeki Bretton Woods kasabasına davet etmişti.

Uluslararası yeniden imar ve kalkınma bankası, kısa adıyla Dünya Bankası ile Uluslararası Para Fonu bu buluşmada kurulmuştu. Dünya Bankası, Avrupa ile, Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki gelişme halindeki ülkelerin yeniden imarıyla görevlendirilmişti. Para Fonu ise, ekonomik yetersizliklerin baskısı altındaki milli paraları istikrara kavuşturacaktı.

Dolar dünya parasıydı

Bretton Woods’un en önemli sonucu ise, savaş sonrası dünya ekonomik sistemine altın ve Amerikan dolarının baz alınacak olmasıydı. ABD dünya altın rezervinin üçte ikisine sahip olduğundan Amerikan dolarının rezerv para birimi olması kaçınılmazdı. Böylece ABD savaştan sonra siyasi ve askeri olduğu kadar ekonomik bakımdan da dünya liderliğine yükselmişti. Viyana’daki Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü’nden Stephan Schulmeister o yılları biraz arar gibi konuşuyor:

“1950 ve 60’lı yılların reel kapitalizmi ekonominin motoru olmuştu. Kâr gayesi sistematik şekilde reel ekonomiyle ilgili faaliyetlere odaklandırılmıştı. Döviz kurları sabit, faizler de düşüktü. Borsalar adeta uykudaydı. Hammadde fiyatları istikrarlıydı. Böyle bir ortamda finans piyasasında spekülasyon yapıp zengin olmak mümkün değildi. Bu şartlar altında kâr güdüsü mecburen reel ekonomiye yöneliyordu. Bunun sonucunda ekonomik mucize yaratılmış, tam istihdam sağlanmış ve kamu borçları azalırken, sosyal devleti büyütmek mümkün olmuştu.”

Savaşla gelen bozulma

Zamanın ABD başkanı Lyndon B. Johnson Vietnam’da köşeye sıkışan Fransız işgal gücüne yardım etmeye kalkışınca işler bozuldu. Savaş çok pahalıya geldi. ABD’nin altın rezervi dolar tahvillerini karşılayamaz duruma geldi. Sabit kur sistemi sallanmaya başladı. Fransa ve diğer devletler ellerindeki doları altına çevirmek isteyince Başkan Richard Nixon dolar-altın paritesini kaldırdı. İktisat profesörü Schulmeister 1971’den sonra sadece döviz kurlarının dalgalanmaya bırakılmadığını ama aynı zamanda ekonomik rejimin de değiştiğini anlatıyor.Schulmeister, şunları kaydediyor:

“Son 40 yılın finans kapitalizmi istikrarsız döviz kurlarının, tutarsız faiz oranlarının, bir inip, bir çıkan borsa endekslerinin ve son derece değişken hammadde fiyatlarının müsebbibidir. Bu durum spekülasyona davetiye çıkarıyor, spekülasyon fiyat istikrarını bozuyor ve şirketler de bu yüzden reel yatırımlarını azaltıp talihini spekülasyonla deniyor.”

Spekülasyon karşılıksız parayı katlıyor

Böylece dünya para sistemi reel değerlerden soyutlanmış oluyordu. Dünya ekonomisi artık genel geçer bir değer kıstasından mahrumdu. Para ancak özel bankaların açtığı kredilerle yaratılabiliyordu ve bu maddi karşılığı olmayan paraydı. Bilgisayar teknolojisi sayesinde sanal para elektrik hızıyla dünyayı dolaşıyor, spekülatif döviz ticareti astronomik boyutlara varıyordu. Günümüzde mal ve hizmet mübadelesi döviz ticaretinin sadece yüzde beşini karşılıyor. Döviz alım satımlarının yüzde 95’i spekülatif amaçla yapılıyor. Böyle bir manzara karşısında 1950’lere dönmek daha iyi olmaz mı? Stephan Schulmeister bu soruyu şöyle yanıtlıyor:

“Hayır. Ama önce teşhis doğru konmalı. Krizin sisteme bağlı nedenlerini ortaya çıkaran teşhise göre finans cambazlığı ve spekülasyonun değil işletmeciliğin muteber olması gerekirdi. Ama son otuz yılda bunun tam tersi yapıldı. Hatanın düzelmesi için 1950’lere dönmeye lüzum yok. Ama tedavinin her aşamasında nasıl işletmeciliğin ön plana çıkartılıp mali spekülasyonun önlenebileceğinin düşünülmesi gerekir.”

Onunla da onsuz da olmuyor

Eski Para Fonu Başkanı Michel Camdessus da Bretton Woods’un çökmesiyle para sisteminin reel referanstan mahrum kaldığını belirtiyor. İkilem de burada ortaya çıkıyor. Referans noktası olmadığı için Amerikan doları alternatifsizliği sayesinde ana para birimi olmaya devam ediyor. Çin dolar devrinin kapandığını savunuyor ama doların yerine ne konacağını Pekin yönetimi de bilmiyor. Bu nedenle yeni dünya para sistemi hakkında kafa yormanın bir anlamı olmadığını söyleyenlerden biri de, Kiel Dünya Ekonomisi Araştırma Enstitüsü Başkan Vekili Rolf Langhammer:

“Döviz kurları ve dünya ekonomisindeki dengesizliklerin belli bir koridorda dalgalanabileceği bir para sistemi yararlı olmaz. Dünya para sisteminin merkezini oluşturacak bir rezerv birimine ihtiyacımız var. Ama dolardan başka rezerv para birimi de tanımıyoruz. İşte Çinlilerin açmazı da burada yatıyor: En büyük dolar alacaklısı onlar. Doları yeriyorlar ama aynı zamanda da destekliyorlar. Bu ikilem ortadan kalkmadan yeni dünya para sistemini gündemde getirmek nafiledir.”

Deutsche Welle Türkçe

 

Milyonlarca İnsan Aç Kalacak

25 Ocak 2011 Yorum yapın

Dünya gıda üretimi üzerine yapılan en kapsamlı araştırma, radikal değişiklikler olmazsa önümüzdeki on yıllarda aç insanlara milyonlarca kişinin daha katılacağını ortaya koydu.

İngiltere hükümetinin yaptırdığı Gıda Üretiminin Geleceği Raporu bugün Londra’da dünya kamuoyuna açıklanacak. 35 ülkeden 400 bilim adamının iki yıllık emeğinin ürünü olan rapor şimdiye kadar bu alanda yapılan çalışmaların en kapsamlısı. Rapor dünya gıda üretimindeki mevcut sistemin başarısız olduğunu savunuyor. Bunun temel sebebi, dünya nüfusu hızla artarken gıda üretiminin düşmesi.Radikal değişiklikler yapılmazsa, aç insanlara milyonlarca kişinin daha katılacağı belirtiliyor.Rapora göre artan nüfusu besleyebilmek için gıda üretiminin önümüzdeki 40 yılda ikiye katlanması gerekiyor. Bilim adamları bu 40 yıllık dönemde, sadece nüfus artışının değil, iklim değişikliği, su, toprak ve enerji açığının da gıda üretimi üzerinde baskı oluşturacağına dikkat çekiyor. Raporun gıda üretiminin arttırılması yolundaki uluslararası çabalara hız vermesi umuluyor.

BBC

2013′ten Önce Avrupa ve ABD’de İşsizlik Azalmayacak

25 Ocak 2011 Yorum yapın

Uluslararası Para Fonu (IMF), en az iki yıldan önce Avrupa ve ABD’deki ekonomik büyümenin işsizliği ortadan kaldırmayacağını kaydetti.

Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde “Dünya Ekonomik Tahminleri”ni yayınlayan IMF, gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümenin 2011 ve 2012’de yüzde 2,5 olacağı öngörüsünde bulundu.

Raporun tanıtımı sırasında AFP’ye konuşan Araştırmalar Departmanı Müdürü Olivier Blanchard, iş alanlarının kurulması için ABD ve Avrupa’da “daha güçlü bir büyümeye” ihtiyaç olduğunu kaydetti.

Bu ekonomik ilerlemenin “işsizliği stabilize etmeyi sağlayacağını ancak azaltmayacağını” vurgulayan Blanchard, “Daha uzun süre boyunca bir işsizlik sorunumuz olacak” dedi.

Euro Bölgesi’nde aktif nüfusun yüzde 10’undan fazlası işsiz durumda. Bu da Euro Bölgesi’nin kurulduğu 1999’dan bu yana işsizlikteki en yüksek düzeyi gösteriyor. ABD ise Büyük Buhran’dan bu yana hiç bu kadar yüksek işsizlik rakamları ile karşılaşmamıştı. 2010’da bu ülkede işsizlik yüzde 9,4’e yükseldi.

Blanchard, ABD’de işsizliğin 2011’de yüzde 9’a ineceği tahmininde bulunurken ancak yüzde 5 olan kriz önceki durumdan çok ilerde olduğunu sözlerine ekledi.

ANF NEWS AGENCY

Categories: Küreselleşme

2011′de Küreselleşme Gerileyecek Mi?

13 Ocak 2011 Yorum yapın

Financial Times gazetesinin, politika, ekonomi, teknoloji ve Asya alt başlıklarında tartışılan 2011 yılı öngörüsüne, 2008′den bu yana süren küresel krizin getirdiği gelişmeler damgasını vuruyor.

Gideon Rachman imzalı genel değerlendirme, “1930′lardan bu yana yaşanan en ciddi ekonomik kriz olan 2008 krizinden sonra, korumacılığın geri geleceği beklentilerinin boşa çıktığı” tespitiyle başlanıyor.

Ancak Financial Times, “özellikle gelişmiş ülkelerde, son otuz yıla damgasını vuran küreselleşmenin zeminini oluşturan, sermayenin, malların ve insanların hareket serbestliği ilkelerinin, artık yüksek sesle sorgulandığını” yazıyor.

Yazıda, Avrupa’da ve Amerika’da, göçmen karşıtı duyguların artık marjinal olmaktan çıkıp yaygınlaştığı ve hükümetlerin politikalarına yansıdığı, sermayenin dolaşımının para birimleri arasındaki gerilimler sebebiyle zarar gördüğü ve malların serbest ticareti karşısında yüksek vergi uygulamalarının geri gelebileceği tespitleri ard arda sıralanıyor.

Rachman’ın makalesi şöyle sona eriyor:”Küreselleşme dünyanın büyük güçlerinin ekonomik büyüme yaşadıkları bir dönemde ortaya çıkmış ve yayılmış bir süreç. Şu anda küreselleşmeyi tehdit eden de, gelişmekte olan ülkelerin, Batının oturmuş ekonomilerine göre daha iyi performans göstermekte olması.Eşgüdümlü bir “küresel krizden çıkış” yaşanmadığı sürece, küreselleşmeyi tehdit eden etmenler artacaktır.”

BBC

Categories: Küreselleşme