Arşiv

Archive for the ‘Sendikalar’ Category

En Örgütlü Sendika Kan Kaybediyor…

04 Haziran 2012 Yorum yapın

1,5 milyon işçinin üyesi olduğu İsveç İşçi Sendikaları Konfederasyonu, LO’nun 27. Genel Kurulu Stockholm’deki Halk Evi’nde başladı. 4 gün sürecek genel kurulda sendika şubelerinin verdiği işşizlik, çalışma koşulları, özelleştirme ve uluslararası dayanışma ile ilgili 282 önerge tartışılarak karara bağlanacak.

10 yıldan bu yana Genel Başkanlık yapan Wanja Ljungby Wedin’in görevini İşçi Eğitim Merkezi Başkanı ve IF Metall Ombudsmanı Karl-Petter Thorwaldsson’a devredeceği kongreye LO kan kaybetmiş olarak giriyor.

Uzlaşmacı ve sınıf işbirlikçi bir politika izleyen sosyal demokrat sendika bürokratları tekelci kapitalistler ve hükümetlerin saldırıları karşısında direnmeyi değil, sesiz kalmayı yeğlediler. Hakların gaspedilmesini demeçlerle protesto etmenin ötesine gidemediler. 2006 yılına kadar Sosyal Demokrat İşçi Partisi, son 6 yıldan beri de dört sağ partinin oluşturduğu koalisyon hükümetinin göreceli olarak refah toplumunu ortadan kaldırması, işsizlik ve hastalık kasasında emekçilerin aleyhinde değişiklikler yapılması ve özelleştirmeler sonucu yüz binlerce işçinin işten atılması karşısında sesiz kalması LO’ya pahalıya mal oldu.

Son 5 yıl içinde LO üyelerinin % 10’u kaybetti. Böylelikle LO dünyada işçilerinin en örgütlü olduğu sendika olma ünvanını yitirdi. Sendika bürokratlarının kredi kartları, sinema biletleri ve fincanlar dağıtarak işçilerin istifalarını önleme ve yeni üyeler kazanma girişimleri hüsranla sonuçlandı. Hakların gaspedilmesine karşı direnmeyen, meydanlara çıkmayı reddeden LO’nun işçileri örgütleme oranı bu yılın Şubat ayında yüzde 67’ye geriledi.

Sendikaları terkedenlerin başında ise özelleştirmelerden ve hayat pahalılığından en fazla etkilenen göçmenler yer alıyor. Bundan on yıl önce göçmenlerin sendikalarda örgütlenme oranı İsveçlilere kıyasla daha fazla iken, şimdi İsveçlilerden % 5 oranında daha düşük seviyede. Sendikaların en fazla üye kaybettikleri işkolu ise göçmenlerin yoğun olarak çalıştıkları hotel ve lokantacılık. Bu işkolunda işçilerin örgütlenme oranları % 36’ya düştü.

Genel Başkan Wedin yaptığı veda konuşmasında LO’nun kan kaybettiğini kabul etti ama basının yazdığı gibi sendikadan kaçış olmadığını, LO’nun hala dünyanın en güçlü sendikası olduğunu iddia etti. Yaptıkları bir iki cılız gösteriyi de büyük gösteriler olarak niteleyerek medyayı gösterilerine yer vermemekle suçladı.

Tekelci sermayenin örgütü Svenska Näringlivs toplu sözleşme görüşmelerinde tekellerin 5 temel taleplerini sendikalara dayattı. Tekellerin dayattıkları talepler arasında işe giriş ücretlerinin yükseltilmemesi, şirketlerin ekonomik güçlerine göre ücret zamlarının belirlenmesi, cinsler arasındaki ücret eşitsizliğinin giderilmemesi, gençlere daha düşük ücret ödenmesi ve toplu sözleşmelerin ekonomik gelişmeye katkıda bulunması da yer alıyor.

Sendika bürokratları tekellerin işçi sınıfına karşı saldırılarını ele alıp tartışmak ve işçileri seferber etme yerine ne anlama geldiği belli olmayan “dayanışmacı ücret politikası”nı savunduklarını ilan ettiler. Ancak, kadınların erkeklerle aralarındaki ücret farklılığını kapatmak için talep ettikleri 100 kronluk ek zamma kağıt işçilerini örgütleyen Papper ile o zamanlar IF Metall, şimdi de Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin Genel Başkanlık görevini yürüten Stefan Lövfen karşı çıktı. Sendika bürokratları tekellerin neredeyse tüm isteklerine boyun eğdiler.Enflasyon oranının altında % 2,6 ücret zamlarına imzayı bastılar. Ticaret ile otel ve lokanta işkollarında gençlerin düşük ücretle çalışmalarını kabul ettiler.

İsveç’te uzlaşmacı ve işbirlikçi çizgi izleyerek tekellerin isteklerini yerine getiren ve işçileri pasifize eden sendika bürokratları diğer ülkelerde sendikal örgütlenme hakkının tanınmasının şampiyonluğunu yapmaktan geri durmuyorlar. Neredeyse her yıl Dünyada sendikal hak ihlalleri raporları yayınlayarak işçilerin haklarını savunuyor pozlarına giriyorlar. Sendika bürokratlarının “enternasyonalist” tutumları bu kongreye de yansıdı. Dünyanın değişik ülkelerinden 60 civarında sendika lideri kongreye davet edildi. Davet edilener arasında Türk-İş yöneticileri Nazmi Irgat ve Hakan Sükün de bulunuyor.

Tüm bunları yaparlarken İsveç tekellerin çıkarlarına aykırı bir tutum almamaya dikkat ediyorlar. Kongrede Transport İşçileri Sendikası 3 nolu Göteborg şubesinin Filistin halkını katleden İsrail’in protesto edilmesi ve İsrail mallarının boykot edilmesini isteyen önergesi tartışılacak. LO yönetiminin delegelere çağrısı önerinin kabul edilmemesi yönünde. İsrail tekelleriyle ticaret yapan İsveçli tekelci kapitalistleri kızdırmak istemiyorlar.

Ajanslar

Categories: Sendikalar

Sendikalar Yasası Komisyonda Kabul Edildi…

17 Mart 2012 Yorum yapın

Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı dün gece TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda kabul edildi. Barajın 1 olduğu tasarıda, işkolu sayısı 21 olarak belirlendi. Noter şartı da kaldırıldı. Ayrıntılar…

TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda görüşülen Toplu iş İlişkileri Kanunu Tasarısı, kabul edildi.

Komisyonda tasarının bazı maddeleri üzerinde tekriri müzakere yapıldı. Tasarının toplu iş sözleşmesi yapılmasında yetkiyi düzenleyen maddesinde değişiklik yapıldı. Buna göre,  bir işçi sendikasının işyeri veya işletme için toplu iş sözleşmesi yapması için 2 bin üyesinin bulunması, kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde birinin üyesi bulunması, toplu iş sözleşmesinin kapsamına girecek işyerinde başvuru tarihinde çalışan işçilerin yarısından fazlasının, işletmede ise yüzde 40′nın kendi üyesi olması şartı aranacak.

Ayrıca, işletmenin toplu iş sözleşmeleri için işyerlerinin bir bütün olarak dikkate alınması ve yüzde 40 çoğunluğun buna göre hesaplanması şartı da getirildi.

Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 yıl süreyle: Ekonomik ve Sosyal Konseye üye konfederasyonlara bağlı olmayan işçi sendikaları için işkolu barajı yüzde 3 olarak uygulanacak. Bakanlar Kurulu, bu oranı yüzde 3 ile binde 5 arasında değiştirmeye yetkili kılındı.

Tasarıda, işkolları yeniden belirleniyor. Ancak tüm dünyada genel eğilim işkolları sayısının 10′un altına düşmesi ve giderek sanayi ve hizmetler olmak üzere iki ana kategoride toplanmak yönündeyken, yeni yasa Türkiye’de işkolu sayısı hala 21. Oysa daha önceki kimi taslaklarda işkolu sayısı 18′e düşürülmüştü. Kabul edilen tasarıya göre işkolları şunlar: ”Avcılık, balıkçılık, tarım ve ormancılık”, ”gıda sanayi”, ”madencilik ve taş ocakları”, ”petrol, kimya, lastik, plastik ve ilaç”, ”dokuma, hazır giyim ve deri”, ”Ağaç ve kağıt”, ”iletişim”, ”basın-yayın ve gazetecilik”, ”banka, finans ve sigorta”, ”ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar”, ”çimento, toprak ve cam”, ”metal”, ”inşaat”, ”enerji”,”taşımacılık”, ”gemi yapımı ve deniz taşımacılığı”, ”liman, ardiye ve antrepoculuk”, ”Sağlık, sosyal hizmetler”, ”Konaklama ve eğlence işleri”, ”Savunma ve güvenlik” ile ”Genel işler” olmak üzere 21 işkolu olacak.

Bir işyerinin girdiği işkolunun tespiti bakanlıkça yapılacak. Bu tespite karşı 15 gün içinde dava açılabilecek. Mahkeme iki ay içinde karar verecek, kararın temyiz edilmesi halinde Yargıtay, iki ay içinde kesin olarak karara bağlayacak.

Zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve kaçakçılık suçlarından birinden mahkumiyeti bulunanlar, sendika kurucusu olamayacak.

Sendika kurucusu olmak için o işkolunda çalışma şartı kaldırılıyor.

15 yaşını dolduranlar işçi sendikalarına üye olabilecek. Sendikaya üye olmak serbest olacak. Hiç kimse sendikaya üye olmaya veya olmamaya zorlanamayacak. İşçi veya işverenler, aynı işkolunda ve aynı zamanda birden çok sendikaya üye olamayacak. Ancak aynı işkolunda ve aynı zamanda farklı işverenlere ait işyerlerinde çalışan işçiler birden çok sendikaya üye olabilecek.

Bir işyerinde yardımcı işlerde çalışan işçiler de işyerinin girdiği işkolunda kurulu bir sendikaya üye olabilecek.

Sendikaya üyelik, Bakanlıkça sağlanacak elektronik başvuru sistemine, e-devlet kapısı üzerinden üyelik başvurusunda bulunulması ve sendika tüzüğünde belirlenen yetkili organın kabulü ile e-devlet kapısı üzerinden kazanılacak. Üyelik başvurusu, sendika tarafından 30 gün içinde reddedilmediği takdirde, kabul edilmiş sayılacak. Haklı bir neden gösterilmeden üyelik başvurusu kabul edilmeyenler, bu kararın kendilerine tebliğinden itibaren 30 gün içinde yetkili mahkemede dava açabilecek. Mahkemenin kararı kesin olacak. Mahkemenin davacı lehine karar vermesi halinde üyelik, red kararının alındığı tarihte kazanılmış sayılacak.

Üyelik aidatının miktarı kuruluşların tüzüklerinde belirtilen usul ve esaslara göre genel kurul tarafından belirlenecek.

Aidatı kesmeyen veya kesmesine rağmen bir ay içinde ilgili işçi sendikasına ödemeyen işveren, bildirim şartı aranmaksızın aidat miktarını bankalarca işletme kredilerine uygulanan en yüksek faiziyle birlikte ödemekle yükümlü olacak.

Her üye, e-devlet kapısı üzerinden çekilme bildiriminde bulunmak suretiyle üyelikten ayrılabilecek. e-devlet kapısı üzerinden yapılan çekilme bildirimi, elektronik ortamda eşzamanlı olarak Bakanlığa ve sendikaya ulaşacak.

Çekilme, sendikaya bildirim tarihinden itibaren bir ay sonra geçerlilik kazanacak. Çekilenin bir aylık süre içinde başka bir sendikaya üye olması halinde yeni üyelik, bu sürenin bitimi tarihinde kazanılmış sayılacak.

Sendika üyeliğinden çıkarılma kararı, genel kurulca verilecek. Çıkarılma kararına karşı üye otuz gün içinde yetkili mahkemeye itiraz edebilecek.

SGK’dan yaşlılık veya malullük aylığı ya da toptan ödeme alarak işten ayrılan işçilerin sendika üyeliği sona erecek. Ancak çalışmaya devam edenler ile sendika veya şubelerinin yönetim, denetleme ve disiplin kurallarındaki görevleri sırasında yaşlılık veya malullük aylığı ya da toptan ödeme alanların üyeliği, görevleri süresince ve yeniden seçildikleri sürece devam edecek.

İşçi kuruluşu ve şubelerinin organlarında görev almak üyeliği sona erdirmeyecek.

İşçi sendikası üyesinin bir yılı geçmemek üzere işsiz kalması üyeliğini etkilemeyecek.

Herhangi bir askeri ödev nedeniyle silah altına alınan üyenin üyelik ilişkisi, bu süre içinde askıda kalacak.

Kuruluşlar, tüzüklerinde gösterilen amaçlarını gerçekleştirmek üzere uluslararası işçi ve işveren kuruluşlarının kurucusu ve üyesi olabilecek.

Uluslararası işçi ve işveren kuruluşları, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığının izniyle Türkiye’de temsilcilik açabilecek ve üst kuruluşlara üye olabilecek.

KKTC’de faaliyet gösteren işçi ve işveren kuruluşları, Türkiye’de kurulu üst kuruluşlara üye olabilecek.

Bir kuruluşun aynı nitelikteki bir kuruluşa katılması halinde, katılan kuruluşun bütün hak, borç, yetki ve çıkarları katıldığı kuruluşa kendiliğinden geçer.

Tasarıda, işçi kuruluşu yöneticiliği ve işyeri sendika temsilciliğinin güvenceleri de düzenleniyor.

İşçilerin işe alınmaları; belli bir sendikaya girmeleri veya girmemeleri, belli bir sendikadaki üyeliği sürdürmeleri veya üyelikten çekilmeleri veya herhangi bir sendikaya üye olmaları veya olmamaları şartına bağlı tutulamayacak.

İşveren, bir sendikaya üye olan işçilerle sendika üyesi olmayan işçiler veya ayrı sendikalara üye olan işçiler arasında, çalışma şartları veya çalıştırmaya son verilmesi bakımından herhangi bir ayrım yapamayacak.

İşçiler, sendikaya üye olmaları veya olmamaları, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde işçi kuruluşlarının faaliyetlerine katılmaları veya sendikal faaliyette bulunmalarından dolayı işten çıkarılamayacak veya farklı işleme tabi tutulamayacak.

İşverenin aykırı hareket etmesi halinde işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilecek.

Sendikal nedenlerden dolayı iş sözleşmesinin feshi halinde işçi, dava açma hakkına sahip olacak. Bu durumda işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilecek. Sendikal tazminat, işverenin işe başlatması veya başlatmaması şartına bağlı olmayacak.

İş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiği iddiası ile açılacak davada, feshin nedenini ispat yükümlülüğü işverene ait olacak. Feshin işverenin ispat ettiği nedene dayanmadığını iddia eden işçi, feshin sendikal nedene dayandığını ispatla yükümlü olacak.

Sendikalar siyasi partilerin ad, amblem, rumuz veya işaretlerini kullanamayacak.

Sendikalar ticaretle uğraşamayacak ancak, kuruluşlar genel kurul kararıyla nakit mevcudunun yüzde kırkından fazla olmamak kaydıyla sanayi ve ticaret kuruluşlarına yatırımda bulunabilecek.

Kuruluşlar elde ettikleri gelirleri üyeleri ve mensupları arasında dağıtamayacak. Ancak sendikaların grev ve lokavt süresince tüzüklerine göre üyelerine yapacakları yardımlar ile kuruluşların eğitim amaçlı yardımları bu hükmün dışında olacak.

Sendika, işyerinde işçi sayısı elliye kadar ise bir, elli bir ile yüz arasında ise en çok iki, yüzbir ile beşyüz arasında ise en çok üç, beşyüzbir ile bin arasında ise en çok dört, binbir ile ikibin arasında ise en çok altı, ikibinden fazla ise en çok sekiz olmak üzere işyerinde çalışan üyeleri arasından işyeri sendika temsilcisi atayarak onbeş gün içinde kimliklerini işverene bildirecek. Bunlardan biri baş temsilci olarak görevlendirilebilecek. Temsilcilerin görevi, sendikanın yetkisi süresince devam edecek.

Sendikalar, kamu kurum ve kuruluşları, siyasi partiler, esnaf ve küçük sanatkar kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından yardım ve bağış alamayacak.

Dış kaynaklardan Bakanlar Kurulundan izin almadıkça yardım ve bağış kabul edemeyecek.

Kuruluşlar, yönetim kurulu kararıyla nakit mevcudunun yüzde onunu aşmamak ve ilgili bakanlıklara devretmek kaydıyla eğitim, kreş, sağlık, kültür, sanat ve spor tesisleri kurabilecek veya yurtiçi ve yurtdışındaki doğal afet bölgelerine doğrudan veya yetkili makamlar aracılığıyla konut, eğitim ve sağlık tesisleri kurulması amacıyla kamu yararına çalışan dernekler ile kamu kurum ve kuruluşlarına ayni ve nakdi yardımda bulunabilecek.

Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı faaliyetlerde bulunan kuruluş, Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine yetkili mahkeme kararı ile kapatılacak. Aykırı davranış bireysel olarak yöneticiler tarafından gerçekleştirildiği takdirde, mahkemece sadece o yöneticilerin görevine son verilmesine karar verilecek.

Bir toplu iş sözleşmesi, aynı işkolunda bir veya birden çok işyerini kapsayabilecek.

Bir gerçek ve tüzel kişiye veya bir kamu kurum ve kuruluşuna ait aynı işkolunda birden çok işyerinin bulunduğu işyerlerinde toplu iş sözleşmesi ancak işletme düzeyinde yapılabilecek.

Grup toplu iş sözleşmesi, tarafların anlaşması üzerine bir işçi sendikası ile bir işveren sendikası arasında, birden çok üye işverene ait aynı işkolunda kurulu işyerleri ve işletmeleri kapsamak üzere yapılacak.

İşletme, toplu iş sözleşmesi yapılacak işyerlerinin aranılan niteliğe sahip olup olmadıklarına ilişkin uyuşmazlıklar, işletme merkezinin bulunduğu yerdeki yetkili mahkemede 15 gün içinde karara bağlanacak.

Toplu iş sözleşmesi en az bir ve en çok üç yıl süreli olarak yapılabilecek.

Faaliyetleri bir yıldan az süren işlerde uygulanmak üzere yapılan toplu iş sözleşmelerinin süresi bir yıldan az olabilecek.

EmekDunyasi.Net/Aianslar

Categories: Sendikalar Etiketler:

‘İşsizlik Fonu Patronlara ve Taşeronlara Kullandırıldı’

17 Temmuz 2011 Yorum yapın

DİSK-AR’ın İşsizlik Fonu raporunda İşsizlik Fonu’ndan 5 milyon işsizden sadece 165 bininin faydalandığını bildirildi. Raporda ayrıca, torba kanun ile fonun prim gelirinin yarısının, özel sektörün ve taşeron firmaların kullanımına açıldığına vurgu yapıldı.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştıma Enstitüsü (DİSK-AR), “İşsizlik Sigortası” raporunu açıkladı. “Kaynak çok, faydalanan yok” başlığı ile hazırlanan raporda işsizliğin can yakıcı bir biçimde etkisini devam ettirdiği Türkiye’de ailelerin yaşadığı tahribatın trajik boyutlarda olduğu belirtildi. Raporda, işsizlerin yaşadıkları gelir kaybı nedeni ile zor durumda kalmasını engellemek için oluşturulan fondan yararlanma koşullarının son derece güç olması nedeni ile oluşan devasa kaynağın, kamu erkinin ihtiyaçları ekseninde yağma edildiğine dikkat çekildi.

Fona duyulan ihtiyacın son derece fazla olduğuna vurgu yapılan raporda, işe başlamaya hazır olup, başta umutsuzluk olmak üzere çeşitli nedenlerle iş aramayan işsizler dâhil edildiğinde, yaklaşık 5 milyon işsizin bu fondan neredeyse yararlanmasının imkânsız kılındığına işaret edildi. Haziran 2011 itibari ile de yalnızca 165 bin kişinin işsizlik sigortasından faydalanabildiği belirtildi. Raporda, TÜİK’in Mart dönemi Hanehalkı İşgücü anketi sonuçları üzerinden yapılan hesaplamalara göre; toplam işsizlerin 430 bini. işten çıkartıldığı için işsiz kalanlar, 921 bini. işi geçici olup sona erenler, 228 bini. iflas eden ya da işini kapatanlar, 447 bini. işe ihtiyacı olduğu halde kendi rızası ile işten ayrılmak zorunda kalanlar oluşturmaktadır.

Raporda, 25 Ağustos 1999 tarihinde Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilen işsizlik sigortası ile ilgili yasaya dikkat çekilerek, şunlar belirtildi: “Yasanın gerekçesinde, işsizlik sigortası, ‘Bir iş ya da işyerinde çalışırken, çalışma istek, yetenek, sağlık ve yeterliliğinde olmasına karşın tamamen kendi istek ve kusuru dışında işini kaybeden çalışanlara bir yandan yeni bir iş bulunmasına gayret edilirken, diğer yandan da bunların işsiz kalmaları nedeni ile uğradıkları gelir kaybını kısmen de olsa karşılayarak, kendisinin ve ailesinin zor duruma düşmesini önlemek amacı ile belli süre ve ölçüde ödemeyi kapsayan, sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren, devlet tarafından kurulmuş, zorunlu bir sigorta kolu’ olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla işsizlik sigortasının kapsamı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği halde, bu haktan faydalanamayan kişi sayısı, kendi isteği ile işyerinden ayrılmak zorunda bırakılanlar hariç, 1 milyon 579 bin kişiyi bulmaktadır. Umudu kesik işsizlerle toplam işsiz sayısı ise Mart dönemi için yaptığımız hesaplamaya göre 5 milyondur. Buna göre işsizlik sigortasından yasaya göre kapsam dahilinde olanların yüzde 10′u toplam işsizlerin ise sadece yüzde 3′ü faydalanabilmektedir.”

“Yasaya göre işsizlerin, işsizlik fonundan yararlanmak için, işten çıkartılmış olduklarını ispatlama yükümlülükleri olduğu gibi, işten çıkartılmadan önceki 3 yıl içinde, son 120 günü kesintisiz olmak üzere en az 600 gün prim ödemiş olmaları gerekmektedir” ifadelerine yer verilen raporda, “İşverenlerin eksik prim ödemeleri nedeni ile işsizlik sigortasını hak kazanmış çok sayıda işçi bu şartlar nedeni ile mağdur edilmektedir” denildi. Buna karşılık işsizlik fonunun Merkezi Yönetim Bütçesine bir kaynak havuzu haline getirildiğine dikkat çekildi. 5763 sayılı Kanunla İşsizlik Sigortası Fonunun faiz gelirinin yüzde 25′inin 2009-2012 döneminde öncelikli olarak Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamındaki yatırımlarda kullanılmak üzere merkezi yönetim bütçesine aktarılmasının hükme bağlandığı kaydedildi. 18 Ağustos 2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 5921 sayılı Kanunla da 2009-2010 yıllarına münhasır olmak üzere yüzde 25 olan transfer oranının yüzde 75′e yükseltildiği vurgulandı.

6111 sayılı torba kanun ile fonun prim gelirinin yarısının, dışarıdan hizmet temini ile özel sektöre ve taşeron firmaların kullanımına açıldığına vurgu yapılan raporda, “Bu miktar Mayıs ayı itibari ile 165 bin işsize ödenen toplam tutarın yaklaşık 2 katıdır. Yani yasa ile 330 bin işsize ödeme yapılacak tutar çeşitli hizmet temini için taşeron firmalara aktarılabilmektedir” denildi.

İşsizlik Sigortasının uygulamaya başladığı Mart 2002 tarihinden 30 Haziran 2011 tarihine kadar sisteme 2 milyon 754 bin 425 kişinin başvuruda bulunduğuna dikkat çekilen raporda, 2 milyon 257 bin 387 kişinin işsizlik ödeneği almaya hak kazandığı, Mart 2002 tarihinden 30 Haziran 2011 tarihine kadar ise toplamda 4,1 milyar TL ödemede bulunulduğu belirtildi. Buna karşın ise 12 milyar TL’nin işsizlik ödemeleri haricinde kullanıldığına işaret edildi.

Fonda Haziran 2011 sonu itibari ile 49 milyar TL’lik devasa bir kaynak oluştuğuna vurgu yapılan raporda, “Fondaki parayla, fonun gelirine dokunulmaksızın, 2 milyon 812 bin işsize, 46 ay (yaklaşık 4 yıl) maaş ödenebilir. DİSK, kriz baş gösterdiğinden bu yana, ısrarla işsizlerin işsizlik fonundan yararlanmalarının kolaylaştırılmasını, ödeme miktarlarının insanca yaşama miktarına çıkarılmasını talep etmiştir. İşsizleri, işsizlik fonu gibi devasa bir kaynağa rağmen sefalete mahkûm eden, fondan işsizlere ödenen tutarın yaklaşık 3 katı oranında kendisine kaynak aktaran AKP hükümetleri büyük bir vebalin altına girmiştir. 49 milyar TL’lik bu devasa kaynak, işsizlerin ihtiyaçları için kullanılmalıdır” ifadelerine yer verildi.

ED

Categories: Sendikalar

Yandaş Sendikalaşma!

08 Temmuz 2011 Yorum yapın

Kamuda sendikalı memur sayısı geçen yıla göre 171 bin 740 kişi arttı. Sendikalaşma oranı yüzde 63,75. Memur-Sen AK Parti döneminde 10 kat büyüdü. AKP iktidarı öncesinde 41 bin üyesi olan Memur-Sen 515 bin üyeye ulaşarak yine yetkili konfederasyon oldu.

Resmi Gazete’de yayımlanan istatistiklerde, örgütlü memur sayısı geçen yıla göre 171 bin 740 kişilik artışla 1 milyon 195 bin 102 kişiye çıktı. Kamu görevlileri konfederasyonları içinde 515 bin 378 üyeyle Memur-Sen en çok üyeye sahip Konfederasyon oldu. Geçen yıl verilerine göre; Memur-Sen’in üye sayısında 123 bin 207 kişilik artış oldu. Böylece Memur-Sen, bir kez daha yetkili sendika olarak toplu sözleşme masasında memurları temsil etme hakkı kazandı.

Memur-Sen’in AK Parti iktidarı öncesinde sadece 41 bin 871 üyesi vardı. Aradan geçen 9 yıl içinde Memur-Sen’in üye sayısı 515 bin 378 kişiye ulaştı. Kamuda en örgütlü ikinci konfederasyon 394 bin 497 üyeyle Kamu-Sen oldu. Kamu-Sen, geçen yıla göre 24 bin 897 üye artışı yaşadı. En çok üyeye sahip üçüncü konfederasyonun ise 232 bin 83 üyeyle KESK olduğu belirlendi. KESK’in üye sayısında geçen yıla göre, 12 bin 888 kişilik artış yaşandı.

Toplu sözleşme masasında yetkili sendika olarak memurları temsil etme hakkı kazanan Memur-Sen, bu yıl yetkili sendika sayısını 5′ten 7′ye çıkardı. Memur-Sen eğitim, öğretim ve bilim hizmetleri hizmet kolunda en çok üyeye sahip Eğitim-Bir-Sen’le yetkili sendika olma hakkı kazandı. Ayrıca Memur-Sen bayındırlık, inşaat ve köy hizmetleri kolunda örgütlü Bayındır Memur-Sen’in üye sayısını artırmasıyla bu alanda da yetkili sendika olma hakkı kazandı.

En çok üyeye sahip kamuda örgütlü sendika Memur-Sen’e bağlı Eğitim-Bir-Sen oldu. Eğitim-Bir-Sen’in üye sayısı son 1 yılda 39 bin 957 artışla 195 bin 695′e yükseldi. Eğitim-Bir-Sen’i 179 bin 300 üyeyle Türkiye Kamu Sen’e bağlı Türk Eğitim-Sen izledi. Üçüncü sırada ise, 135 bin 591 üyeyle Memur-Sen’e bağlı Sağlık-Sen yer aldı.

Toplu sözleşmelerde memurları temsil edecek 11 hizmet kolunda yetkili sendikaların 7′si Memur-Sen’e, 3′ü Kamu-Sen’e ve 1′i KESK’e ait.

emekdunyasi.net

Categories: Sendikalar

“Türkiye, Maden Kazalarında Dünyada İlk Sırada”

08 Temmuz 2011 Yorum yapın

Türkiye Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Nurettin Akçul, Türkiye’nin ölümlü maden kazalarında Çin’in bile önünde, dünyada ilk sırada bulunduğunu belirterek, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 176 sayılı Madenlerde İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesi’ni zaman geçirmeden imzalaması gerektiğini bildirdi.

Söz konusu sözleşmeye 24 ülkenin imza atarak iç hukuklarında da gerekli değişiklikleri yaptığına dikkati çeken Akçul açıklamasında; ‘‘Sendika olarak biz de sözleşmenin onaylanması için uluslararası üst kuruluşumuz olan ICEM ile ulusal düzeyde kampanyalar düzenledik. İlgili, yetkili yerlere başvurduk ama ne yazık ki; madenlerde ölümlü kazalarda dünyada ilk sırada yer alan ülkemizde, bu sözleşme onaylanmadı. Sözleşme, zaman geçirilmeden onaylanmalı”ifadelerine yer verdi.

Akçul, madenlerdeki kazaların yaşanmaması için alınacak önlemleri; ”Denetimin etkili kılınması, maden ocaklarında taşeronun yasaklanması, fenni nezaretçinin bağımsız çalışmasının sağlanması, yerinde ve sürekli denetim anlamına gelen sendikalaşmanın teşvik edilmesi…” olarak sıraladı.

Ajanslar

ITUC Sendikal Hakların İhlali Raporuna Göre Geçen Yıl 90 Sendikacı Öldürüldü.

26 Haziran 2011 Yorum yapın

Logo ITUC 

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu tarafından hazırlanan rapora göre, geçen yıl 90 sendikacı öldürüldü, 75 sendikacı ölümle tehdit edildi. Sendikal faaliyetlerde bulunan 2 bin 500 kişi tutuklandı, 5 bin kişi işlerinden atıldı.

ITUC’un Sendikal Hakların İhlali Raporu 2011, 2010 yılında sendikal hakların dünya genelindeki durumunu bütün çıplaklığıyla ortaya koydu.

Raporda, 143 ülkenin sendikal hak ihlalleri, sendikal hakların pratikte nasıl uygulandığı ve ulusal yasaların sendikal hakları ne ölçüde ve nasıl koruduğuna dair bilgilere yer verildi.

Raporda, özellikle sendikal örgütlenme ve toplu pazarlık yapma hakkı konusunda dünya genelinde yaşanan gerilemeye vurgu yapıldı.

ITUC’un raporuna göre, küresel ekonomik kriz ile daha da belirgin hale gelen istihdam sorunu, istihdamın yaratılması ve korunması için politika üretmeye çalışan ülkelerde dahil olmak üzere tüm dünyada devam ediyor. İşsizlik, yoksulluk ve güvencesizlik artarken büyük bankaların, finans gruplarının ve büyük şirketlerin hükümetlerin politikalarını yönetmesine izin veriliyor. Eşitsizlik büyürken bu eşitsizliğe bizzat neden olan temel uluslararası çalışma standartları da sürekli saldırıya uğruyor.

Bu küresel eğilimler hızlarını artırırken, birçok ülkede sendikalar, hükümetler ve işverenler tarafından sert bir şekilde baskı altına alınmaktadır. 2010 yılında, yasal sendikal faaliyetlere katılan 90 kişi öldürüldü ve 75 kişi ölüm tehditlerine maruz kaldı. Ayrıca 2 bin 500 sendikacı tutuklandı ve 5 bin sendikacı işlerinden atıldı. Bunların dışında anti-sendikalist yapılardan kaynaklanan ve sendikacıları yıldırmayı amaçlayan birçok kayıt altına alınmamış olay bulunuyor.

En çok ölüm ABD’de… 

Bu yıl bir kez daha Amerika en çok ölümün yaşandığı bölge oldu. Kolombiya’da 49, Guatemala’da 10 kişi öldürüldü. Ayrıca Kolombiya’da 20 ve Guatemala’da da 2 cinayet teşebbüsü kaydedildi. Bangladeş, Brezilya, El Salvador, Honduras, Pakistan, Filipinler, Swaziland ve Uganda’da da cinayetler işlendi. Bütün uluslararası protestolara rağmen İran’da da öğretmen bir sendikacı idam edildi.

Belarus, Burma, Kamboçya, Cibuti, Rusya Federasyonu, Honduras, İran, Nepal, Nikaragua, Nijerya, Meksika, Filipinler, Swaziland ve Zimbabve’de birçok sendika, şiddet ve sürekli tehdit koşulları altında faaliyetlerine devam ediyor. ILO Zimbabve Araştırma Konseyi, Zimbabve hükümetinin sendikal hakları sistematik bir şekilde ihlal ettiğini ortaya koydu. Cibuti’de çeşitli sendikal hak ihlali durumlarını çözmek için hükümetin hiçbir çabada bulunmaması da ILO tarafından açık bir şekilde tespit edildi.

Ortadoğu…

Rapor, Bangladeş’ten, Güney Kore’den, Kamboçya’dan, Mısır’dan, Birleşik Arap Emirlikleri’nden, Hindistan’dan, İran’dan, Nijerya’dan, Panama’dan, Filipinler’den, Katar’dan, Tunus’tan ve Yemen’den de vakalar içeriyor.

Rapora göre, İran’da Tahran Otobüs İşçileri Sendikası’nın tutuklu lideri Mansour Osanloo serbest bırakılmadı ve en az 7 kişi daha hapsedildi. Ayrıca bir kişi de dayak cezasına çarptırıldı. Panama’da, çalışanların en temel yasal haklarını ortadan kaldıran düzenlemelere karşı düzenlenen protesto gösterilerine müdahale edilmesi sonucu yaklaşık 700 kişi yaralandı ve 101 kişi tutuklandı.

Grev ve diğer sendikal faaliyetler üzerindeki sert kısıtlamalar etkili sendikal temsili olumsuz etkilerken Burma, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde sendikacılık tamamen yasaklanmış durumda. Özellikle tarım, kamu sektörü ve iç hizmetler gibi belli sektörlerde çalışan işçiler, aşırı geniş şekilde yapılan ”gerekli hizmetler” tanımından dolayı sendikal haklardan mahrum bırakılmakta. Çin’de, Laos’ta, Kuzey Kore’de, Suriye’de, Vietnam’da ve birkaç ülkede daha ise tek, hükümet kontrollü ya da hükümet tarafından desteklenen sendikacılık modelleri faaliyette.

Ajanslar

IMF’nin Küresel Ekonomi Değerlendirmesi

26 Haziran 2011 Yorum yapın

IMF, nisan ayında açıkladığı Dünya Ekonomik Görünümü (DEG) Raporu ile Küresel Finansal İstikrar Raporu’nu revize etti.

IMF’nin Brezilya’nın Sao Paulo kentinde açıkladığı raporlarda, gelişmekte olan ülkelerde büyümenin güçlü olmaya devam edeceği, ancak Japonya’yı 11 Mart’ta vuran deprem ve tsunami felaketi ile ABD’de ekonomik faaliyetin beklenenden zayıf olmasının yılın ikinci yarısında küresel ekonomideki büyümeyi yavaşlatacağı belirtildi.

Bu yıl küresel ekonomik büyüme tahminini yüzde 4,4′ten yüzde 4,3′e indiren IMF, ABD ekonomisinin bu yıl yüzde 2,5 ve gelecek yıl yüzde 2,7 oranında büyüyeceği tahmin ediyor. Nisan ayındaki tahminlerinde dünyanın en büyük ekonomisinin bu yıl yüzde 2,8 ve 2012 yılında yüzde 2,9 oranında büyüyeceği öngörülmüştü.

IMF, ABD’de ekonomik faaliyetlerde görülen yavaşlamanın tahmin edilenden daha önemli olduğunu vurgularken, faaliyetlerdeki yavaşlamaya gerekçe olarak, hammadde fiyatlarında ve petrol fiyatlarında görülen artış, kötü hava koşulları ve 11 Mart’ta Japonya’da görülen deprem ve tsunami felaketinin etkisiyle ABD’li şirketlerin parça tedariki konusunda sorun yaşamasını gösterdi.

ABD’nin aksine Avro Bölgesi’nde Almanya ve Fransa’nın yatırımlarının etkisiyle sürpriz bir büyüme kaydedildiğine dikkat çeken IMF, bölgenin tamamı için büyüme tahmini bu yıl yüzde 1,6′dan yüzde 2′ye yükseltti.

IMF’ye göre, Almanya bu yıl G7 ülkeleri arasında yüzde 3,2 ile en yüksek büyüme oranını elde edecek. Fransa’nın bu yıl büyüme tahmini de yüzde 1,6′dan yüzde 2,1′e yükseltildi.
IMF, gelişmekte olan ülkelerin 2011 yılı büyüme tahminini de yüzde 6,5′den yüzde 6,6′ya çıkardı.

Çin’in bu yıl yüzde 9,6 ile büyüme şampiyonu olmasını bekleyen IMF, Hindistan’ın ise bu yıl yüzde 8,2 büyüyeceğini öngörüyor.

Avrupa’nın borç krizi

Avrupa’nın borç krizinin küresel ekonomi için artan bir tehdit olduğu uyarısında bulunan IMF, Yunanistan’ın devam eden borç krizinin küresel finansal sistemi istikrarsızlığa itebileceğine dikkati çekti.

Yunanistan’ın borçlarını ödeyememesi durumunda bundan İspanya ve Portekiz gibi ülkelerin de etkilenebileceğine işaret edilen IMF’nin finansal istikrar raporunda, ”Ciddi bir piyasa vakasında, bir şok Avro Bölgesinin dışını da etkileyebilir” denildi.
Avrupa ülkelerinin liderlerine, daha fazla sorunu önlemek için uzun vadeli politikaları uygulaması çağrısında bulunan IMF, Avrupa bankalarının daha fazla ekonomik şoka karşı koymada yeterli sermayeyi henüz oluşturmadığı uyarısında da bulundu.

ABD ve Japonya

IMF, ABD ve Japonya’daki büyük bütçe açıklarının bu ülkelerin ekonomilerini tehdit edebileceğini bildirdi.

Her iki ülkenin bütçe açıklarını kademeli olarak azaltmak için adım atması gerektiğini belirten IMF, harcamalarda hızlı kesintinin ve vergi artışlarının iki ülkenin ”zayıf toparlanmasını” tehdit edebileceğine işaret etti.

”ABD için, borç tavanı konusunu derhal halletmenin ve reformların yapılması ile gelir artırıcı vergi reformu dahil açığı azaltıcı planı başlatmanın kritik önem taşıdığına” işaret eden IMF, Japonya için ise vergi reformunun, ayrıntılı orta vadeli açık azaltma paketinin en önemli unsuru olması gerektiğini kaydetti.

ABD ve Japonya’nın yüksek borç seviyelerini düşürmek için özel planlar ortaya koymada yavaş kaldığına dikkati çeken IMF, özellikle ABD ve Japonya olmak üzere gelişmiş ekonomiler için en önemli mali önceliğin, orta vadeli borç sürdürülebilirliğini desteklemeye odaklanmış güvenilir ve iyi hazırlanmış konsolidasyon programlarının uygulanması olduğunu bildirdi.

IMF’ye göre, ABD’nin bütçe açığının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranı bu yıl yüzde 9,9 ve gelecek yıl yüzde 7,8, Japonya’nın bütçe açığının GSYH’ye oranı ise bu yıl yüzde 10,5 ve 2012 yılında yüzde 9,1 olacak.
ABD’nin kamu borcunun GSYH’ye oranı bu yıl yüzde 98,3 ve 2012 yılında yüzde 102,3, Japonya’nın da bu yıl yüzde 233,2 ve gelecek yıl yüzde 236,7 olacak.

Gelişmekte olan ülkeler

IMF, Avrupa dışında gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik büyümenin güçlü kalmaya devam etmesini beklediğini de belirtti.

Gelişmekte olan ekonomilerin kriz öncesi üretim seviyelerinde faaliyet gösterdiğini ifade eden IMF, bu ülkelerin önceliğinin, süratle sıkı makroekonomik politikaları uygulaması, ani yükseliş ve düşüş döngüsü risklerini kontrol altına almak için muhtemelen sermaye kontrolleri dahil makro ihtiyati araçları ve esnek döviz kurunu kullanması olduğunu kaydetti.

Güçlü büyümenin beraberinde ekonomide aşırı ısınma riskini ortaya çıkardığını işaret eden IMF, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışının artabileceği uyarısında bulundu ve bazı ülkelerde enflasyondaki yükselişe dikkati çekti.

Gelişmekte ve düşük gelirli ülkelerde mali açıkların ve borçların kademeli olarak azaldığını ifade eden IMF, yüksek ihracat fiyatlarından yararlanan emtia üreticisi ülkeler dahil bazı ülkelerde ekonomideki toparlanmanın hızlı olduğunu ve öngörülenden daha hızlı sıkı mali politika dahil aşırı ısınmadan kaçınılması gerektiğini belirtti.

Ajanslar

“Türkiye Yine ILO listesinde”

06 Haziran 2011 Yorum yapın

DİSK’ten yapılan açıklamada Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 100. Konferansı’nın 1-17 Haziran 2011 tarihleri arasında İsviçre’nin Cenevre kentinde toplanacağı vurgulandı.

Türkiye’nin bu yıl da sendikal haklar alanında en kötü ülkeler arasındaki yerini koruduğuna dikkat çekilen açıklamada, Türkiye’nin “Uluslararası Standartların Uygulanması Komitesi”nde tartışılması muhtemel 44 ülkelik listeye girdiğinin açıklandığına işaret edildi.

Azerbaycan, Kamboçya, Kongo, Cibuti, Guyana, Moritanya, Zimbavve gibi ülkelerin bulunduğu listeye Türkiye, 87 No’lu “Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi”ni ihlal ettiği gerekçesiyle girdiğine dikkat çekilen açıklamada, DİSK “Bu durum şaşırtıcı değil. Çünkü hükümet yıllardır verdiği taahhütleri yerine getirmemiştir” ifadelerini kullandı.

“Teorik olarak bile yetersiz olan taslak, hiçbir zaman yasalaşmaya yakınlaşmadı”

DİSK’in açıklamasında her şeyden önce hükümetin, yasaların ILO Sözleşmelerine uygun olmadığına dair ITUC tarafından yöneltilen eleştirilere, Mart 2010 tarihli bir yasa taslağını öne sürerek cevap verdiği vurgulanarak, şu değerlendirmelerde bulunuldu:

“Teorik olarak bile yetersiz olan bu taslak hiçbir zaman yasalaşmaya yakınlaşmamış, sudan gerekçelerle sürekli ertelenmiştir. 1980 yılından beri sendikal yasalarını değiştirmeyen bir ülke için ertelemeler maalesef gülünçtür. Türkiye hala ILO Sözleşmelerine uygun bir sendika yasasından mahrumdur. Bu durum nedeniyle Türkiye’de işçilerin yalnızca yüzde 5′i toplu sözleşme hakkından faydalanmaktadır. İş gücünün yaklaşık yarısının kayıt dışı çalışmasının ve toplumun yüzde 25′inin açlık sınırı altında yaşamasının başlıca sebebi sendikal özgürlüklerin kısıtlanmasıdır. Türkiye’de sendika yasaları hala yüzde 10 işkolu, yüzde 50 işyeri barajı, üyelik ve istifada noter şartı, grev yasakları ve uzun süren işe iade davaları gibi uluslararası standartlara uymayan maddeler içermektedir. Sendikal faaliyet işten atılmak ve tutuklanmak gibi biçimlerde engellenmektedir. Sadece son aylarda yüzlerce işçi sendikaya üye oldukları için işten atılmıştır. Sendikal faaliyetlerden dolayı açılan davalar, tutuklanmalar listesi oldukça uzundur. Hükümet ‘sivil özgürlükler’ alanında bazı ilerlemeler kaydedildiğini iddia ederek, ‘Her yıl, toplumsal olaylarda görev alan 17 bin polis orantısız güç kullanımına karşı eğitildiği’, ’1 Mayıs resmi tatil ilan edildiği’ ve ‘Taksim Meydanı kutlamalara açıldığı’ gibi iddialarla sendikal haklarda iyileştirmeler yapıldığını savunulmaktadır.

Oysa, 1 Mayıs’ın resmi tatil olması ve Taksim Meydanı’nda özgürce 1 Mayıs kutlanması, hükümetin bahşettiği bir durum değildir. 1 Mayıs, 1977 yılından bu yana, hatta 1886 Haymarket olaylarından, 1909 Selanik’te gerçekleşen 1 Mayıs’tan bu yana, çeşitli bedeller ödeyen isimleri bilinen veya bilinmeyen işçilerin bir kazanımıdır.”

“Hükümet hala 1977′de yaşanan katliamı aydınlatamadı”

Hükümetin hala 1977 yılında yaşanan katliamı aydınlatamadığına işaret edilen açıklamada, “2007, 2008 ve 2009 yıllarında yaşanan olaylardan dolayı özür dilememiş, hatalarını kabul etmemiş ve sorumluları yargılanması için gerekli çabayı göstermemiştir.

Bu yıllarda hiçbir şey yaşanmamış gibi 1 Mayıs’ı resmi tatil ilan etmekle övünmesi gerçeği yansıtmamaktadır.

Türkiye’de toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkının önünde ciddi engellemeler varlığını sürdürmektedir. Hükümet makyaj politikasını bırakmaktadır. 1 Nisan 2011 tarihinde TEKEL işçileri tarafından düzenlenen gösteriye katılan aralarında Konfederasyon yöneticilerinin de bulunduğu 111 kişiye 5 yıl hapis cezası istemiyle dava açılmıştır. 5 Aralık 2010 İstanbul’da Öğrenci Gençlik Sendikası’nın basın açıklamasına yönelik orantısız güç kullanımı sonucunda 19 yaşında hamile bir kadın bebeğini kaybetmiştir. 3 Şubat 2011 tarihinde DİSK, KESK ve Türk-İş’e üye sendikalar tarafından Ankara’da gerçekleştirilen basın açıklamasına yönelik polis müdahalesinde şehir merkezi adeta bir göz yaşartıcı gaz bulutu içinde kalmıştır, onlarca kişi yaralanmıştır. ILO Uzmanlar Komitesi’nin sorularına cevaben, bir Eğitim-Sen Şubesi’nin kundaklanması sonrasında itfaiye araçlarının olaya zamanında müdahale ettiğini ifade eden hükümet, sendika üyelerine yönelik tanzikli su kullanımından bahsetmemektedir.

Türkiye’de özgürlüklerin geliştiğini iddia edenler, basılmamış bir kitap nedeniyle tutuklanan DİSK /Sosyal-İş üyesi Ahmet Şık’ın durumunu açıklamalı, 74 yaşındaki emekli sendikacı DİSK / Bank-Sen eski üyesi Kemal Hamzaoğlu’nun ve onlarca tutuklu sendikacının hesabını vermelidir”ifadelerine yer verildi.

“Hükümetin konferansa katılıp katılmayacağını merak ediyoruz”

Türkiye hükümetinin yıllardır, ILO Konferanslarında sendika yasalarını değiştireceğine söz verdiğine dikkat çekilen açıklama şöyle devam etti:

“Her yıl çeşitli mazeretlerle bu değişiklik ertelenmektedir. Bu yıl Türkiye Çalışma Bakanı’na ayrılan konuşma tarihi 14 Haziran 2011′dir. O tarihte hükümet henüz kurulmadığı için bakanlık bir kez daha sudan gerekçeler sıralamak zorunda kalmayacaktır. 100. ILO Konferansı öncesinde bir kez daha hatırlatıyoruz. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, insan onuruna yarışır bir çalışma hayatı için, ILO Sözleşmelerine uygun, yasaksız ve barajsız sendikal yasalar için mücadelesine devam edecektir. DİSK heyeti, Türkiyeli işçilerin haklarını korumak için ILO Konferansı’nda olacaktır. Ancak hükümetin Konferansa katılıp katılmayacağını, katılırsa hangi mazeretleri öne süreceğini merak etmekteyiz.”

Cumhuriyet

Categories: Sendikalar

1 Mayıs’ta 1 Milyon Kişi Taksim’de Olacak…

03 Nisan 2011 Yorum yapın

Sendika ve meslek örgütleri, 1 Mayıs İşçi Bayramı hazırlıklarına başladı. “Susmayacağız, 1 Milyon kişi ile Taksim’deyiz” şiarıyla kutlanacak olan 1 Mayıs’ta, emeğin haklarının korunmasının yanı sıra, özgürlük ve demokrasi talepleri de dile getirilecek.

İstanbul’daki emek ve meslek örgütleri tarafından hazırlıkları sürdürülen 1 Mayıs İşçi Bayramı’nın bu seneki adresinin de Taksim Meydanı olacağını belirten DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, “Bir milyon kişi ile Taksim’den emek ve barış talepleri yükselecek” dedi.

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB temsilcileri; 1 Mayıs İşçi Bayramı hazırlıklarına ilişkin DİSK Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıya DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı, TTB Yönetim Kurulu Üyesi Osman Öztürk ve KESK MYK Üyesi Akman Şimşek katıldı. Kurumlar adına ortak açıklamayı yapan Görgün, Türkiye açısından son derece önemli bir dönemeçten geçildiğini ve bu önemli süreçte 1 Mayıs’ı Taksim’de 1 milyon kişinin katılımıyla düzenlemeyi planladıklarını belirterek İşçi Bayramı kutlamalarının hazırlıklarına başladıklarını söyledi. Görgün, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak sürecin önlerine koyduğu tarihsel sorumluluğu yerine getirerek, bu yıl da “eşitlik özgürlük ve barış” taleplerini yükselteceklerini kaydetti. Son dönemde toplumun bilgi alma ve düşünce özgürlüğünün önüne konulan engellerin kaygı verici bir boyuta ulaştığını dile getiren Görgün, gazeteci Ahmet Şık’ın henüz basılmamış kitabına yönelik operasyonun ise AKP hükümetinin dillendirdiği “ileri demokrasi” söyleminin gerçek yüzünü açığa çıkarttığını belirtti. TBMM tarafından Libya’ya müdahale noktasında çıkartılan tezkere kararını da eleştiren Görgün, Türkiye’nin emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda yeni maceralara sürüklenmesinden de kaygı duyduklarını ifade etti.

Görgün, Kürt halkının demokratik taleplerinin göz ardı edildiğini ve bu durumun kaygı verici bir durum olduğunu sözlerine ekleyerek, “Kürt siyasetçilerin tutuklanmasının Türkiye açısından son derece olumsuz sonuçlara yol açabileceğini görmekteyiz. Her gün yeni bir toplu mezar ortaya çıkarken Kürt halkına yönelik inkar ve imha politikalarında ısrar otoriter bir algılamanın ürünü olarak varlığını sürdürüyor. Bu nedenle ülkede ve bölgede barış talebi ısrarla savunmamız gereken bir taleptir” diye konuştu. Tüm bu antidemokratik uygulamalara karşı 1 Mayıs’ta 1 milyon kişi ile Taksim’de olacaklarını kaydeden Görgün, “1 Mayıs’ın kitlesel kutlanması için gereken çabayı göstereceğiz. 1 Mayıs’ta yükselecek ses işsizliğe, yoksulluğa en güçlü cevap olacaktır. Bu ses barışın eşitliğin sesi olacaktır” diye konuştu.

emekdunyasi.net

 

Categories: Sendikalar

‘Sendikal Haklardan Yoksunluk İş Cinayetlerini Artırıyor’

09 Şubat 2011 Yorum yapın

DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, “İş cinayetlerinin esas nedeni, Torba Yasa’da da ifadesini bulan, iş müfettişlerinin bilimsel olarak yapacağı denetimleri engelleyerek, vasıfsız memura devretme mantığıdır. Bu bir kaza değildir ve Torba Yasa iş cinayetlerine yeşil ışık yakmaktadır. Ve bu cinayetlere sessiz kalmayan, itiraz eden emek ve meslek örgütleri hükümet tarafından cezalandırılmaktadır” dedi.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Süleyman Çelebi yaptığı yazılı açıklamada, dün Ostim’de işçilerin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan patlamaya ve torba yasa tasarısını protesto etmek isterken polis ”şiddeti”ne maruz kalan işçilerin durumunu değerlendirdi. Çelebi, açıklamasında, “Patlamaların, tüplerin kaçak yapması ya da imalat hatasından kaynaklanan iki işyerinde de aynı marka sanayi tüpü kullanılması oldukça dikkat çekicidir. İş kazalarında Avrupa birincisi ve dünya ikincisi; sendikal hak ve özgürlükler konusunda da ILO’nun kara listesinde olan bir ülkeden başka hangi sonucu bekliyorsunuz ki” diye konuştu.

‘Bu işyerleri, ‘canlı ölülerin’ çalıştırıldığı birer mezarlık gibidir’

Türkiye de birçok işyerinin denetimden uzak çalıştırıldığını savunan Çelebi,”Türkiye’de maden ocaklarında, tersanelerde, güvencesiz, sağlıksız, korumasız, ruhsatsız ve denetimsiz işyerlerinde, cinayete dönüşen iş kazalarında kaybettiğimiz binlerce işçinin ölüm nedeninin ardındaki gerçek bilinmektedir. Bu işyerleri, ‘canlı ölülerin’ çalıştırıldığı birer mezarlık gibidir. Tuzla’daki, Davutpaşa’daki, maden ocaklarındaki iş cinayetlerini henüz unutmadık. Ama ‘nedense’ bunlara karşı önlem almak, denetimleri artırmak yerine, Torba Yasa gibi güvencesizliği ve denetimsizliği artıran kararlar alınmaktadır” diye konuştu.

Türkiye’de kayıtdışı çalışanların sayısının Ekim 2010 döneminde 10 milyon kişi ile son 5 yılın rekorunu kırdığını belirten Çelebi, ”Sosyal güvenlik hakkından yoksun olan bu kesimin yanında; kayıtlı çalışanların yarısı da; asgari ücret karşılığı, yasal çalışma sürelerine uyulmadan, günde 12 saate yaklaşan sürelerde, hafta tatili, yıllık ücretli izin gibi yasal haklarından habersiz olarak; işyerinde sağlık ve güvenlik koşullarına uygunluk aranmadan çalıştırılmaktadır” dedi.

Cumhuriyet