Arşiv

Posts Tagged ‘Güncel Haber ve Yorum’

İş kazaları kader değildir!

03 Haziran 2010 Yorum yapın

Bugün, geçen hafta değindiğimiz gibi, Anayasada getirilen grev yasaklarına ve sonuçlarına değinecektim.

Ama Zonguldakta meydana gelen kaza sonucu hayatını kaybeden 32 işçimiz ister istemez gündemi değiştirdi. Sayın Başbakan verdiği beyanatta kazayı Kur’an’daki “kaza-kader” inancına bağladı. Üstelik, sayın Başbakan bu konuda “inancı olmayanlara söyleyecek bir şeyimiz yok!” diyerek kazaları kadere bağlamayan köşe yazarlarını suçladı. Ona göre, bu konuda alınması gereken önlemleri açıklayanlar “inançsız” oluyor. Ama, kendisi gibi düşünerek sorumluluktan sıyrılanlar, doğru (?) düşünüyorlar…

Gerçekten, sayın Başbakanın dediği gibi, Kur’anda “kaza-kader” inancına yer verilmektedir. Ama, bu inanç insanların “ders” alması için konulmuştur. Zira, “kazalar” insana “kazasız” halin kıymeti bilinsin diye gösterilir… “Hayr-in şer-in min Allah” derken, hayırın da şerrin de Allahdan geldiği belirtilir. “Şerri” (kazayı) size verirken, “hayrın” (kazasızlığın) kıymeti bilinsin, bir daha “şerre”(kazaya) bulaşılmasın diye… Buna karşılık, kazalardan bir türlü ders almadığımız, bu nedenle kazalardan kurtulamadığımız, “hayrın” kıymetini hala bilemediğimiz ayan beyan ortada…

Nitekim, son 5 aydır önce Mutafakemelpaşa maden ocağında meydana gelen iş kazası 19 kişinin, Balıkesir/Dursunbey maden ocağında meydan gelen iş kazası 14 kişinin ölümüyle sonuçlandı. Bundan dört buçuk yıl kadar önce Dursunbey’de aynı ocakta meydana gelen kazada da 17 kişinin öldüğü hatırlanıyor. Şimdi de Zonguldakta meydana gelen kaza ve 32 kişinin ölümü… Gelin de bu durumu “kadere” bağlayın. Bu nasıl kader olabilir? Allahın Türk milletine kastı mı var? Yoksa Türk milletinin akıl eksikliği, cahilliği, bilinçsizliği mi var?

Neden hala iş kazaları ve meslek hastalıklarında Avrupa’da birinciliği, Dünya’da da Bengaldeş ve Pakistan’dan sonra üçüncülüğü kimseye kaptırmıyoruz? İlk üç sıranın İslam ülkeleri tarafından paylaşılması acaba bir tesadüf mü? Yoksa, iş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda da “bize bir şey olmaz, Allah korur”, “kaderimiz neyse o olur”, “alın yazısı değişmez” zihniyetinin bir sonucu mu? Yapılan araştırmalar, kazaların sadece %3’ünün önceden görülemez (öngörülemez) kazalar olduğunu göstermektedir. Bir başka deyişiyle, kazaların sadece %3’ü “dini” anlamda “kaza-kader” anlayışının sonucu olabilir. Buna karşılık, kazaların %97’sinin önceden tedbir alınıp önlenebileceği anlaşılmaktadır. Bunun anlamı, ülkemizde yıllık ortalama 1.500 kazadan sadece 45 tanesinin öngörülemeyen kaza (kader) olduğudur. Buna karşılık 1.455 kazanın önceden tedbir alınıp önlenebileceği ortaya çıkıyor. Öyleyse, kazalar “kader” değildir demek yanlış olmaz.

Sayın İmren AYKUT’un Çalışma Bakanlığı zamanından beri 20 küsur yıldır Mayıs aylarının ilk haftası İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası olarak kutlanır. yapılan seminerde bu satırların yazarı da görev almıştı.. Sayın Vecdi GÖNÜL’ün İzmir Valisi olduğu dönemde bu haftalardan birinde bizim de görevli olduğumuz bir seminerde, sayın Vali yaptığı açış konuşmasında açık açık “kazalar kader değildir” demişti. Şimdi, halen Milli Savunma Bakanı olan sayın Vali’nin bir o konuşmasına bir de sayın Başbakanın konuşmasına bakıyorum, o zamandan bu yana politikacı-yönetici zihniyetinde olumlu bir gelişme göremiyorum.

Ülkemizde, iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle günde, evet her gün, ortalama 4 kişi ölmekte 9 kişi de yaklaşık 10 milyon kişiyi bulan sakatlar ordusuna katılmaktadır. Ülkemizin bu yüzden uğradığı iş günleri kaybı, ilaç ve doktor gibi sağlık yardımları, ödenen tazminatlar, geçici veya sürekli iş göremezlik ödenekleri, araç gereç ziyanı, kaza nedeniyle işyerinde işçilerin motivasyon eksikliğinden kaynaklanan ve günlerce süren verim ve randıman düşüklüğü, yine yapılan araştırmalara göre yıllık 8-10 milyar TL civarında bir maddi kayba yol açmaktadır. Bir Atatürk barajının 8 milyar, 3. Boğaz köprüsünün maliyetinin 6 milyar olduğu göz önünde tutulacak olursa, varın gerisini siz hesaplayın. Kaldı ki, buna, çekilen acılar, yetim ve dul kalan insanların üzüntüleri ve gelecek kaygıları, babasız kalan çocukların nasıl iyi bir yurttaş olarak yetiştirilecekleri, bu nedenle uğranılan manevi ve ayrıca bunun doğuracağı maddi kayıplar dahil değildir. Ülkemizin görünmeyen bu kaybı, geriliğimizin başlıca sebeplerinden biridir. Yoksa “kaderimizin” sonucu değil!..

Ekleyelim ki, Uluslararası Çalışma Örgütünün (İLO) yaptığı aynı araştırmalara göre, bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de iş kazası ve meslek hastalıklarının sebebi “eğitimsizlik”, “denetimsizlik” ve “teknoloji eskiliği” dir. İş Kanunu ve ilgili Yönetmelikler, işverenlerin işçilere işe başlamadan önce en son teknoloji ürünü koruyucu araç, gereç ve malzemenin teslim edilmesini öngörmektedir. Bu da yetmemekte bu araç, gereç ve malzemenin nasıl kullanılacağının kendisine öğretilmesini ve hatta gerekirse kursa gönderilmesini emretmektedir. Üstelik işveren, işçinin bu koruyucu malzemeleri kullanıp kullanmadığını, işyeri için eğitimini aldığı iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uygun davranıp davranmadığını denetlemekle yükümlüdür. Bu konuda mevzuat eksikliği yoktur.

İyi de, işin sahibi iseniz mevzuatı uygularsınız. İşi “taşerona” havale ederseniz, mevzuatı ne derece ciddiye alırsınız bilinmez… Tuzla “cinayetlerinden” Zonguldak’a uzanan kaza zincirinde taşeronların mevzuatı ne derece ciddiye aldığı ortada… Buna, Bakanlığın 600 kadar elemanının yılda işyerlerinin ancak %10’unu denetleyebildiği; bir başka deyişle, bir işyerini denetledikten ortalama 10 yıl sonra tekrar o işyerine uğrayabildiği gerçeği eklenince, farklı bir sonuca ulaşmak zorlaşıyor kanısındayız.

Bir kere daha anlaşılmıştır ki, ülkemizde “mevzuat sorunu” yoktur; ama, “mevzuatı uygulama sorunu” çoktur…

Prof. Dr. Fevzi Demir

İş Ölümlerinde Türkiye Avrupa Birincisi…

02 Haziran 2010 Yorum yapın

Türkiye son dönemde maden ocaklarında meydana gelen patlamalar ve ölüm haberleriyle sarsılıyor. Son olarak Zonguldak Karadon’da göçük altında bulunan işçilerden de kara haber geldi. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) hazırladığı rakamlar ise Türkiye’deki maden ocaklarında yaşanan dramı gözler önüne seriyor. ILO rakamlarına göre maden ocaklarındaki kazalarda Türkiye Avrupa birincisi, dünya üçüncüsü!

Habertürk’ten Bülent Günal ve Alper Uruş’un haberine göre DİSK’e bağlı Sosyal-İş Sendikası’nın 4-10 Mayıs tarihlerinde düzenlenen ‘İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası’nda açıklamak üzere hazırladığı ‘Türkiye’de İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Raporu’nda da çarpıcı rakamlar bulunuyor. Raporu hazırlayanlardan Sosyal-İş Sendikası danışmanı Onur Bakır, ”ILO kayıtlarında yer alan, bizim de temel aldığımız tüm veriler resmi rakamlardan oluşuyor. Oysa gerçek rakamlar resmi rakamların çok üstünde! Türkiye’deki bir olayın iş kazası olarak kayıtlara geçmesi için o işçinin sigortalı olması gerekir. Oysa özel maden ocaklarında çalışan her üç işçiden biri sigortasız. Onların başına gelen ölümler kayıtlara bile geçmiyor” dedi.

ILO kayıtlarına göre yüz bin işçiden 92′si ölüyor

2008 rakamlarına göre Türkiye’de kömür madenlerinde 49 bin 487 işçinin çalıştığını vurgulayan Bakır şu çarpıcı rakamları verdi: ”Türkiye’de 2004-2008 yılları arasında 30 bin 224 iş kazası meydana geldi. Bu kazalarda 228 işçi yaşamını yitirdi; 330 işçi ise sürekli iş göremeyecek hale geldi. ILO’nun son verilerine göre ise, 2004-2006 yılları arasında Avrupa Birliği ülkelerindeki maden ocaklarında yaşamını yitiren işçi oranı yüz binde 20.15′dir. Yani 100 bin işçi başına yaklaşık 20 işçi yaşamını yitirmiş. Kanada’da bu oran yüz binde 35, ABD’de yüz binde 27,33, Avustralya’da yüz binde 13.07. Türkiye’de ise yüz binde 92.47! Bu rakamlara göre Türkiye maden ocaklarındaki ölümlere göre Avrupa birincisi. Çin ve Güney Afrika’dan sonra ise dünya üçüncüsü…”

2004-2006

Ülke/Ölüm oranı (yüz binde)

İsviçre 1.80

İrlanda 2.24

İsveç 4.43

Avustralya 13.07

AB ülkeleri ortalaması 20.15

Hırvatistan 25.47

ABD 27.33

Kanada 35.0

Türkiye 92.47


ÖLÜM ORANLARINDA ÇİN’İ BİLE SOLLADIK

Türkiye Maden İşçileri Sendikası Teknik Danışmanı Kenan Dikbıyık dünya kömür üretiminde Çin’in lider olduğunu söyledi: ”2009 yılında Çin’de 2 bin 600 maden işçisi hayatını yitirdi. 2003′teki rakamlara göre ise Çin’de ölen işçi sayısı 7 bin 300′tü. Türkiye’de ise 2009′da 92 işçi yaşamını yitirdi. Bu rakamlardan şu anlam da çıkıyor: Çin’de 1 milyon ton kömür için 1 işçi yaşamını yitiriyor. Türkiye’de ise 815 bin ton kömür için 1 can veriyoruz! ABD’ye baktığımızda bizdeki ölüm oranlarının ne kadar sarsıcı olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. ABD’de geçen yıl 1007 milyon ton kömür üretildi. Aynı dönemde ABD’de kazalarda ölen işçi sayısı ise 18′di”.

Madenciler sistem kurbanı
Yılmaz Kızılırmak(Dev Maden-Sen Yöneticisi)”Sadece kasaya giren paraya bakıyorlar”

Maden kazaları ve madenci ölümleri en fazla Çin’de. Dünyada maden üretilen diğer ülkelerde de kazalar ve ölümler oluyor. Ancak Türkiye’deki maden kazaları ihmaller zincirinden kaynaklanıyor. Örneğin Türkiye’deki özel madenlerde sendika yok. Kayıt dışıişçilik var, yasa, yönetmelik ve tüzüklere uyulmuyor. Dolayısıyla işçi sağlığı güvencesi de yok. Son 6 ay içinde Türkiye’deki maden kazalarında 27 kişi öldü, 20 kişi yaralandı. Hepsi özel sektör ve hiçbirinde sendika yok. Zonguldak’ta ise kömür üretimi hazırlama işini taşeron firmalara veriyorlar. Firmalarla yapılan sözleşmelere sağlıklı çalışma ortamının devamı için hiçbir madde konmuyor. Kasaya giren paraya bakılıyor. Çalışma Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın işyerlerinin tamamı denetlemesi mümkün değil. Yakın bir zamanda yapılan araştırmaya göre sadece yüzde 14′ü denetlenebiliyor. İncelemeye giden müfettiş raporunda madenin faaliyetinin durdurulmasını önerse bile il bölge çalışma müdürlükleri, il özel idareleri ve valilikler bu raporları dikkate almıyor. İşçilerin hayatını riske sokan ciddi eksiklikler olmasına rağmen, işin acilen durdurulması gerekirken madendeki faaliyet devam ediyor. En son Tavşanlı’da 2-3 gün önceki kazada ortaya çıktı. 2,5 ay önce işin durdurulması önerilmiş. Nevşehir-Gülşehir’de aynı şey önerilmiş. Diğer taraftan cezelar caydırıcı olmaktan çok uzak. Son olarak da Türkiye’deki iş yasaları yetersiz. Tüm bu nedenler, sistem baştan sona değişmeden maden kazalarının önlenemeyeceğini gösteriyor. Madencileri madenler değil, sistem öldürüyor.

Erdoğan Kaymakçı
(Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şube Başkanı): “Maden ölümlerindeAvrupa’nın 4 katıyız

2009 yılında maden ocaklarında 92 işçinin yaşamını yitirdiğini, her yıl ise Türkiye’de ortalama 80 kişinin hayatını kaybettiğini söyleyen Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi Başkanı Erdoğan Kaymakçı, “Avrupa ile kıyaslandığında Türkiye’deki ölüm oranı, 25 ülkenin ortalamasının dört katıdır” dedi. Kaymakçı, şöyle devam etti:

“Dünya kömür üretiminde ilk sıralarda yer almasak da ölüm sıralamasında Avrupa’nın da Amerika’nın da önündeyiz. Örneğin, Türkiye’nin 135 katı kömür üretimi olan Amerika’da, maden kazalarında hayatını kaybedenlerin sayısı Türkiye’dekinin üçte biri kadardır. Yine dünya kömür üretiminde dördüncü sırasında yer alan Türkiye’nin beş katı kömür üretimine sahip Avustralya’daki ölüm oranı bizdeki ölümlerin yedide biri düzeyindedir. Yani dünya ikincisi Amerika ve Avustralya bizden çok daha fazla kömür üretse de can kaybı bizim yarımız kadar bile değildir. Bunun nedeni de ülkelerin gelişmişlik düzeyi, iş güvenliğidir. Türkiye’de her hafta ortalama 2 kişi maden ocaklarında hayatını kaybetmekte bu ölümlerin çok büyük bir bölümü basına yansımamaktadır. Benzer durum Çin için de söz konusudur. Dünya kömür üretiminin yarıya yakınını, 2.5 milyar tondan fazlasını karşılayan Çin’de de maden ocaklarındaki kazalar basında yer bulmamaktadır.”

Mehmet Torun
(Maden Mühendisleri Odası Genel Başkanı)“Kazaların yüzde 98′i önlenebilir

Milyon ton kömür üretimi ve hayatını kaybeden işçi sayısına bakıldığında Türkiye’nin dünyada Çin ve Güney Afrika ile birlikte ilk üçte yer aldığını söylememiz gerekir. Bunun nedeni de taşeronlaşma ve maden ocaklarındaki esnek üretim ilişkileridir. Maalesef özel maden ocakları sokakta 5 milyon işsiz vardır düşüncesiyle sadece üretim ve kârı hesaplamakta, güvenliği dikkate almamaktadır. Başbakan Erdoğan’ın, Zonguldaklıların bu tür felaketlere alışık olduğunu söylemesi, bunu işin doğası gibi ifade etmesi üzücüdür. Çünkü bilimsel olarak maden kazalarının yüzde 98′i önlenebilir. Biz bu yüzde 98′i önlenebilir kazaların önüne geçersek, can kaybı oranımız da AB düzeyine inecektir. Bugün kömür üretimi bizim üç katımız olan Polonya’da can kaybı bizim üçte birimiz kadar, yaklaşık yılda 25-30 kişidir.

internethaber.com

Yolsuzluk Ekonomisi

02 Haziran 2010 Yorum yapın

Demokratik Eğitimciler Sendikası’nın yaptığı bir araştırma var… Bu araştırmaya göre Türkiye’nin en önemli ikinci sorunu “yolsuzluk”…

1049 kişi üzerinden yapılan araştırmaya göre, “yolsuzluk” yüzde 79′la Türkiye’nin en önemli ikinci sorunu olarak algılanıyor.

Araştırmaya katılanların yüzde 44′ü yolsuzluğun vergi düzenini, yüzde 56′sı sosyal ve ahlaki yapıyı, yüzde 61′i de hukuk ve asayiş düzenini olumsuz etkilediğini düşünüyor.

Vatandaşın yüzde 81′ine göre yolsuzlukların yaygınlaşması, serbest pazar ekonomisinin Türkiye’ye hakim olmasıyla başlamış. Araştırmada soru yöneltilenlerin yüzde 49′u Türkiye’de zengin olmak için yolsuzluk yapılması gerektiğini, yüzde 72′si de yolsuzlukların belediyelerde gerçekleştiğini düşünüyor.

Araştırma sonucuna göre yolsuzluğun; Türkiye’de bürokrasiyi ve siyaseti çürüttüğü yüzde 90, enflasyonu körüklediği yüzde 39, ekonomiye zarar verdiği yüzde 45, haksız rekabet yarattığı yüzde 77 oranında ifade ediliyor.

Yolsuzluk nedir? Yaygın tanımıyla yolsuzluk kamu sektöründe kamu gücünün özel çıkarlar için kötüye kullanılması olarak tanımlanır. Politikacılar ya da memurlar uygunsuz ve kanunsuz bir şekilde kendilerini zenginleştirirler. Rüşvet iki sebep için ödenir. Bunlardan biri kıt kaynaklara ulaşmak için; diğeri masraflardan sakınmak içindir.

Yolsuzluğun iki farklı kategorisi vardır. Birincisinde kamu görevlisi kanun gereği yapmak zorunda olduğu bir şeyi yapmak için meşru olmayan kazanç edinir. İkinci durumda rüşvet yapılması yasaklanmış bir hizmetin elde edilmesi için ödenir. Hükümet kademelerinin her seviyesinde kanuna uygun yada kanuna aykırı yolsuzluk meydana gelebilir. Değişik derecelerde ve büyük yolsuzluktan küçük dereceli yolsuzluğa kadar etki gösterebilir. Eğer yolsuzluk kontrol altına alınamazsa, demokratik kurumların güvenilirliğini tehdit edebilir. Yolsuzlukla mücadele programları iyi yönetimi ve kamu sisteminde şeffaflık ve hesap verilebilirliği sağlamak zorundadır.

Türkiye ekonomisinin neo-liberal birikim modeline eklemlenme süreci 24 Ocak Kararları ile birlikte başlamaktadır. Ancak bu süreç aynı zamanda ihracatı özendirmek amacıyla verilen ihracat teşvikleri, 1989’da finansal serbestleştirmeye geçiş, özelleştirmeler, vergi sistemindeki yapısal değişimler, kamu açıklarının kapatılması amacıyla yüksek faiz oranlarıyla borçlanma gibi politikaların büyük rantlar yarattığı ve yolsuzluk ekonomisinin kurumsallaştığı bir dönemin de başlangıcıdır. Bu politikaların çoğu halen geçerliliğini korumakta ve yolsuzluk ekonomisine zemin hazırlamaktadır.

Türkiye’de yolsuzlukla mücadele konusunda başarılı olabilmek için, eğitim alanında yapılacak reformlar bilinçli seçmen, iyi ve dürüst vatandaş yetiştirmeye yönelik olmalıdır. Yolsuzluk ve rüşvetle ilgili suçlarda yasalar geçmişe yürütülmelidir. Belediyelerin rant yaratma ve vatandaşların rant kollamaya yönelik davranışları yasaklanmalıdır. Milletvekili dokunulmazlığı, kürsüyle sınırlandırılıp, temsilde adalet sağlayıcı siyaset reformu yapılmalıdır. Siyasi Etik Kurulu’nun bağımsız ve etkin çalışması sağlanmalıdır. Servet vergisi uygulamaya konularak rüşvet olayları kontrol altına alınmalıdır.

Yolsuzluğun Türk kamu yönetiminin bir unsuru olduğu gerçektir. Kamuyönetimimiz gerekli nitelik ve geçerliliğini yolsuzluklar ve kural ihlalleri olmadan daha kolay elde edecektir. Bu noktada önemli olan mücadele stratejilerini doğru belirlemektir.

Dr. Semih Aktuğ

Şubat 2010 İşgücü İstatistikleri

02 Haziran 2010 Yorum yapın

Türkiye İstatistik Kurumu, Şubat ayı işgücü istatistiklerini açıkladı. TÜİK verilerine göre Şubat ayında işsizlik oranı yüzde 14.4 oldu.

Geçen yılın şubat ayında yüzde 16,1 olan işsizlik geçen yıla nazaran yüzde 1,7 puanlık düşüş gösterdi.

İşsizlik oranı Ocak ayında yüzde 14,5 civarında idi.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) Hanehalkı İşgücü Araştırması, ”2010 Şubat Dönemi sonuçlarına (Ocak, Şubat, Mart 2010)” göre, Türkiye genelinde işsiz sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre 238 bin kişi azalarak, 3 milyon 564 bin kişiye geriledi.

İşsizlik oranı ise Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre 1,7 puan azalarak, yüzde 14,4 seviyesinde gerçekleşti. Geçen yıl aynı ayda işsizlik, yüzde 16,1 olarak açıklanmıştı.

Şubat ayı itibariyle Türkiye geneli işgücü verileri şöyle:


2009 2010

ŞUBAT ŞUBAT

KURUMSAL OLMAYAN NÜFUS (bin) 70.236 71.043

15 ve daha yukarı yaştaki nüfus (bin) 51.360 52.223

İŞGÜCÜ (bin) 23.582 24.831

İstihdam (bin) 19.779 21.267

İşsiz (bin) 3.802 3.564

İŞGÜCÜNE KATILMA ORANI (yüzde) 45,9 47,5

İSTİHDAM ORANI (yüzde) 38,5 40,7

İŞSİZLİK ORANI (yüzde) 16,1 14,4

Tarım Dışı İşsizlik Oranı (yüzde) 19,3 17,5

Genç Nüfusta İşsizlik Oranı (yüzde) 28,6 25,5

İŞGÜCÜNE DAHİL OLMAYANLAR (bin) 27.778 27,392