Arşiv

Posts Tagged ‘istihdam’

Türkiye’nin İşsizlik Haritası

26 Haziran 2011 Yorum yapın

Türkiye genelinde işgücüne katılım oranı 2010 yılında yüzde 48.8, istihdam oranı yüzde 43 olarak tespit edildi. İşgücüne katılım oranı ve istihdam oranının en yüksek olduğu il Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın memleketi olan Rize oldu. Hane halkına katılım oranı ve istihdam oranını en düşük olan il ise Diyarbakır olarak belirlendi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2010 yılı İl Düzeyinde Temel İşgücü Göstergeleri istatistiklerini açıkladı. Buna göre, işgücünün önemli bir göstergesi olan işgücüne katılma oranı, 2010 hanehalkı işgücü araştırması yıllık sonuçlarına göre Türkiye genelinde yüzde 48.8 olarak tahmin edildi. Model çalışması sonucuna göre; işgücüne katılma oranının en yüksek olduğu iller sırasıyla, yüzde 61.8 ile Rize, yüzde 60.8 ile Artvin ve yüzde 59.1 ile Burdur olarak tahmin edildi. İşgücüne katılım oranının en düşük olduğu iller ise sırasıyla, yüzde 31.8 ile Diyarbakır, yüzde 33.3 ile Siirt ve yüzde 35.5 ile Şanlıurfa oldu. 

İstihdam oranı yüzde 43

2010 yılında Türkiye genelinde istihdam oranı yüzde 43 olarak tahmin edildi. Model çalışması sonucuna göre; istihdam oranının en yüksek olduğu iller yine sırasıyla yüzde 58.1 ile Rize, yüzde 57.3 ile Artvin ve yüzde 55.4 ile Gümüşhane olarak tahmin edildi. İstihdam oranının en düşük olduğu iller ise yüzde 27.5 ile Diyarbakır, yüzde 29.1 ile Siirt ve yüzde 31.1 ile Şanlıurfa olarak tahmin edildi.

İşsizlik oranı 11.9

2010 yılında Türkiye genelinde işsizlik oranı yüzde 11.9 olarak tahmin edildi. İşsizlik oranının en yüksek olduğu illerin başında yüzde 19.1 ile Adana geldi. Bunu sırasıyla yüzde 17.4 ile Hakkari, yüzde 17.2 Van olarak tahmin edildi. İşsizlik oranının en düşük olduğu iller yüzde 4.7 ile Bayburt oldu. Bayburt’u yüzde 5.7 ile Artvin, yüzde 5.8 ile Gümüşhane takip etti.

“Küçük alan tahminleri yönetimi” kullanıldı 

TÜİK haber bülteniyle ilgili şu açıklamaya yaptı:
“1988 yılından itibaren, Uluslararası Çalışma Örgütü’nce belirlenen norm ve standartlara uygun olarak, düzenli uygulanmakta olan hanehalkı işgücü araştırmasında, 2004 yılından itibaren Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat) standartları da takip edilmekte. Bu kapsamda, 2004 yılından itibaren Hanehalkı İşgücü Araştırması’nın örnek hacmi İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması 2′inci Düzey’e (26 Bölge) göre tahmin vermek üzere artırılmış ve araştırma sonuçları Türkiye, kent ve kır ayrımında verilen dönemsel sonuçların yanısıra, yıllık olarak 26 Bölge ayrımında da yayımlanmaya başlandı. Bununla birlikte, son yıllarda gerek kamu otoriteleri tarafından gerçekleştirilecek plan ve projeler, gerekse akademik çalışmalar için il düzeyinde temel işgücü piyasası göstergelerine de ihtiyaç duyulmaya başlandı. 

Avrupa Birliği İstatistik Ofisi’nce işgücü anketi tahmin boyutunun Düzey 2 olarak belirlenmesinin temel gerekçesi, daha alt coğrafi alanlar için örnekleme dayalı araştırmalar yoluyla bilgi derlenmesinin oldukça yüksek örnek hacmi gerektirmesi, bunun da gerek altyapı olanakları, gerekse maliyet kısıtları dikkate alındığında tercih edilir olmamasıdır. Özellikle, Türkiye gibi nüfusu fazla, yüzölçümü geniş, yerleşim yerleri dağınık ve sayısı fazla ülkeler için il düzeyinde bilgi üretebilmek, çok yüksek örnek hacmiyle çalışmak anlamına gelmekte. Bu nedenle birçok ülke, alt coğrafi alanlar için bilgi üretebilmek amacıyla, örnekleme dayalı araştırmalardan elde edilen sonuçların yanısıra, idari kayıtlar ve farklı veri kaynaklarını kullanarak çeşitli modelleme çalışmaları yapmakta ve daha alt coğrafi alanlar için ihtiyaç duyulan veriler bu yolla tahmin edilmekte.

Türkiye İstatistik Kurumu, il düzeyinde ihtiyaç duyulan temel işgücü göstergelerini üretebilmek amacıyla, AB uzmanlarının görüş ve önerilerini de alarak, çeşitli yöntemler üzerinde çalışmıştır. Sürdürülen bu çalışmalar neticesinde, ‘küçük alan tahminleri yöntemi’nin kullanılmasına karar verildi. Çalışmada kullanılan yöntem, işgücü araştırmasından elde edilen orjinal verilerin yanısıra, ekonometrik çalışmalar sonucu belirlenmiş olan çoğunlukla idari kayıtlara dayalı dışsal değişkenlerin (il nüfusu ve diğer demografik göstergeler, Sosyal Güvenlik Kurumu verileri, İŞKUR kayıtlı işsiz sayısı vb.) birarada kullanılmasını gerektirmekte. Çalışmada temel olarak herhangi bir il için örnek hacminin yeterli olması durumunda, üretilen tahmin, o il için araştırmadan doğrudan elde edilen sonuca yakın olmakta, örnek hacminin o il tahmini için yetersiz kalması durumunda ise, elde edilen tahmin ağırlıklı olarak dışsal veriler tarafından belirlenmekte.

Seçilen yöntemin önemli bir avantajı, üretilen tahminlere ilişkin standart hata değerlerinin de hesaplanabilmesidir. Bugüne kadar 2008 ve 2009 yılları için belirtilen yönteme göre hesaplanan il düzeyinde temel işgücü göstergeleri yayımlanmış olup, bu haber bülteninde ise 2010 yılına ilişkin sonuçlar yer almakta. İl düzeyinde üretilmiş olan bu temel işgücü göstergelerinin, dolaylı olarak elde edildiği göz önünde bulundurulmalı, veriler değişim katsayısı, güven aralıkları ve istatistiksel anlamlılık düzeyleri dikkate alınarak kullanılmalı.”

Ajanslar

Türkiye OECD’de En Düşük İstihdam Oranına Sahip Ülke

15 Nisan 2011 Yorum yapın

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatına (OECD) göre, Türkiye, OECD ülkeleri arasında en düşük istihdam oranına sahip ülke konumunda bulunuyor.

OECD’nin ”Bir Bakışta Toplum” raporunda, 2009 yılı baz alındığında istihdam oranının ortalama yüzde 66,1 olduğu OECD’de Türkiye’nin, yüzde 44,3 ile en düşük istihdam oranına sahip olduğu görülüyor. Türkiye, istihdam oranında kendine yüzde 55,4 ile en yakın ülke olan Macaristan’ın 11,1 altında bulunuyor. İstihdam oranında en yüksek oran ise yüzde 79,2 ile İsviçre’ye ait.

Türkiye, 2009 yılında yüzde 14,3 işsizlik oranı ile OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer alırken, İspanya yüzde 18,1 işsizlik oranıyla başı çekti. En düşük işsizlik oranına sahip ülkeler ise yüzde 3,2 ile Norveç, yüzde 3,8 ile Güney Kore ve yüzde 3,9 ile Hollanda olarak belirlendi.

Rapora göre, OECD bölgesinde ortalama yoksul nüfus oranı yüzde 11,1 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 17 oldu. Türkiye’ye oran olarak en yakın ülke yüzde 17,3 ile ABD olurken, bu alanda yüzde 21 ile Meksika ilk sırada yer aldı. Yoksulluk oranı en düşük ülkeler ise yüzde 5,4 ile Çek Cumhuriyeti, yüzde 6,1 ile Danimarka ve yüzde 6,4 ile Macaristan oldu.

Türklerin yüzde 49′u mevcut gelirleriyle geçinmenin ”zor” ya da ”çok zor” olduğunu ifade ettiler. Mevcut gelirleriyle geçinmenin zor ya da çok zor olduğunu düşünenlerde ilk sırada yüzde 73 ile Macaristan bulunurken, bu ülkeyi yüzde 63 ile Yunanistan takip etti. Türkiye ise Yunanistan’dan sonra geldi. OECD ortalamasının yüzde 24 olduğu bu alanda en düşük oran ise yüzde 6 ile Norveç ve Danimarka, yüzde 7 ile İsveç’e ait oldu.

En yüksek gelir eşitsizliğine sahip ülkeler Şili, Meksika ve Türkiye olarak sıralandı.

Gelir eşitsizliğinin ölçümünde kullanılan Gini Katsayısı’na göre, Şili’de katsayı 0,50, Meksika’da 0,48 ve Türkiye’de 0,41 olarak hesap edildi. Gini katsayısının ortalama 0,31 olduğu OECD bölgesinde gelir eşitsizliğinin en düşük olduğu ülkelerin ise 0,24 ile Slovenya, 0,25 ile Slovakya Cumhuriyeti ve Danimarka olduğu görüldü. Gini katsayısının büyük olması gelir dağılımının bozuk, küçük olması gelir dağılımının bozuluyor.

Raporda, Türkiye’nin 2007 yılında zorunlu eğitimde her yıl çocuk başına eğitim harcaması 1246 dolar olduğu ifade edildi. Türkiye’nin ardından Meksika 2 bin 339 dolar ve Şili 2 bin 682 dolar harcama yaptı. Zorunlu eğitimde her yıl çocuk başına eğitim harcamasında OECD ortalaması 8 bin 70 dolar olurken, Lüksemburg 16 bin 632 dolarla eğitim harcamasında başı çekti. Lüksemburg’dan sonra eğitime en fazla harcama yapan ülke 11 bin 688 dolarla İsviçre ve 11 bin 403 dolarla Slovakya Cumhuriyeti oldu.

Rapora göre, Türkiye’de 2008 yılında bebek ölümü oranı OECD ortalamasının üç katından fazla çıktı. OECD’de bebek ölümü oranı ortalama binde 4,6 olurken, Türkiye bebek ölümü oranında binde 17 ile OECD ülkeleri arasında ilk sırada yer aldı. Türkiye’yi ise binde 15,2 ile Meksika ve binde 7 ile Şili takip etti. Bebek ölümü oranı en düşük olan ülkeler ise binde 1,8 ile Lüksemburg, binde 2,1 ile Slovenya ve binde 2,5 ile İzlanda olarak sıralandı.

Ortalama yaşam süresi 1983 ve 2008 yılları arasında en fazla artan ülke ise Türkiye. Türkiye’de ortalama yaşam süresi bu yıllar arasında 13,9 yıl arttı. Türkiye’yi 12,5 yıl artışla Güney Kore takip etti. Bu artışa rağmen Türkiye’de ortalama yaşam süresi 2008 yılında OECD bölgesinde en alt sırada yer aldı. Ortalama yaşam süresinin 79,3 yıl olduğu OECD bölgesinde Türkiye 73,6 yıl olurken, Türkiye’den sonra 73,8 yıl ile Macaristan ve 73,9 yıl ile Estonya geldi. Japonya 82,7 yıl ortalama yaşam süresiyle OECD bölgesinde ilk sıradaki yerini korudu.

Türkiye’nin 2009 yılında doğurganlık oranı kadın başına 2,12 çocuk olarak kayıtlara geçti. Doğurganlık oranının kadın başına 1,74 çocuk olduğu OECD bölgesinde doğurganlık oranı kadın başına 2,96 çocuk olan İsrail ilk sırada yer aldı. İsrail’den sonra 2,22 ile İzlanda ve 2,14 ile Yeni Zelanda geldi.

Rapora göre, 2010 yılında Türkiye su kalitesi memnuniyeti açısından geçen yıl OECD ülkeleri arasında en düşük orana sahip ülke oldu. OECD bölgesinde su kalitesinden memnuniyet oranı ortalama yüzde 86,1 olurken, Türkiye için bu oran yüzde 64,1 olarak kayıtlara geçti. Türkiye’den sonra yüzde 64,3 ile İsrail ve yüzde 64,7 ile Yunanistan geldi. Su kalitesi memnuniyeti en yüksek olan ülkeler yüzde 97,4 ile Danimarka, yüzde 97,1 ile Avusturya ve yüzde 96,9 ile İzlanda oldu.

Hava kalitesi memnuniyetinin ortalama yüzde 80,9 olduğu OECD’de Türkiye yüzde 72,2 ile alt sıralarda yer aldı. Bu alanda İsrail yüzde 58,6 ile en alt sıraya yerleşirken, İsrail’i yüzde 68,7 ile Yunanistan ve yüzde 69 ile Çek Cumhuriyeti izledi. İlk sırada ise yüzde 94,8 ile İrlanda yer aldı.

Türkiye’de ”diğerlerine güven duygusu”nun çok zayıf olduğu da ortaya çıktı. 2008 yılında diğerlerine güven duygusunun ortalama yüzde 59 olduğu OECD’de yüzde 13 ile Şili en alt sıraya yerleşirken, Türkiye yüzde 24 ile bu ülkeyi takip etti. Türkiye’den sonra ise yüzde 26 ile Meksika, yüzde 38 ile Portekiz ve yüzde 40 ile Yunanistan geldi. Bu alanda en yüksek oran ise yüzde 89 ile Danimarka’ya ait çıktı. Diğerlerine güven duygusu Norveç’te yüzde 88 ve Finlandiya’da yüzde 86 olarak kaydedildi.

Rapora göre, yolsuzluk endeksinde Türkiye 69 ile 11′inci sırada yer aldı. OECD bölgesinde ortalamanın 56 olduğu yolsuzluk endeksinde Yunanistan 89 ile ilk sıraya yerleşti. İsrail’de bu rakam 86 ve Portekiz’de 84 oldu. Endeks değerlerinin en düşük olduğu ülkelerin Kuzey Avrupa ülkeleri olduğu görüldü. Danimarka’da bu değer 15, Finlandiya’da 17 ve İsveç’te 20 olarak kayıtlara geçti.

Ulusal kurumlara güven endeksinde ortalama değerin 56 olduğu OECD’de Türkiye 57 ile ortalamanın hemen üzerinde yer aldı. Ulusal kurumlara güvende en düşük değerlerin 40 ile Macaristan, 41 ile Güney Kore ve 42 ile Estonya’ya ait olduğu belirlendi. Bu alanda en yüksek değerlere sahip ülkeler ise 82 ile Finlandiya, 75 ile Danimarka ve 73 ile Lüksemburg olarak sıralandı.

Bu arada rapor, OECD bölgesinde ücretli ve ücretsiz çalışmada başı Meksikalılar çektiğini ortaya koydu.

Raporda, ”ücretsiz çalışma”, aile üyelerinin piyasada satılmayan mal ve hizmetler ürünü olarak açıklandı. Ücretsiz çalışmaya örnek olarak yemek pişirme, bahçe işleri, bakım, alışveriş ve ev temizliği gibi aile içindeki tüketim gösterildi.

Meksikalılar, ücretli ve ücretsiz çalışmada günde 9 saat 54 dakika ile OECD bölgesinde başı çekti. Ücretli ve ücretsiz çalışmanın ortalama 8 saat 4 dakika olduğu OECD bölgesinde Meksika’yı 9 saat ile Japonya ve 8 saat 4 dakika ile Güney Kore izledi.

Ücretli ve ücretsiz çalışmada Belçikalılar 7 saat 7 dakika ile OECD bölgesinde en az çalışanlar olarak yer aldı.

Türkiye ücretli ve ücretsiz çalışmada günde 8 saat 9 dakika ile değerlendirmeye alınan 29 ülke arasında 12′inci sırada yer aldı.

Ücretsiz çalışmaya günde harcanan zaman açısından Meksika 4 saat 13 dakika ile ilk sırada yer alırken, Meksika’yı 4 saat 7 dakika ile Türkiye ve 4 saat 3 dakika ile Avustralya izledi. Ücretsiz çalışmaya en az zaman harcayan ülke ise 2 saat 16 dakika ile Güney Kore oldu. Çin ve Japonya ise 2 saat 44 dakika ile Güney Kore’yi takip ettiler. OECD ortalaması bu alanda 3 saat 27 dakika oldu.

Rapora göre, ücretli çalışmaya en fazla zaman ayıranlar günde 6 saat 16 dakika ile Japonlar olurken, ikinci sırayı 5 saat 48 dakika ile Güney Koreliler aldı. Japonlar ve Güney Korelileri 5 saat 42 dakikayla Meksikalılar ve 5 saat 40 dakikayla Çinliler izledi.

Ücretli çalışmaya en az zaman harcayanlar ise sanayileşmiş ülkeler olarak bilinmelerine karşın Danimarkalılar (3 saat 45 dakika), Belçikalılar (3 saat 47 dakika), Hollandalılar (3 saat 51 dakika) ve Almanlar (3 saat 52 dakika) oldu.

Ücretli çalışmanın ortalama 4 saat 37 dakika olduğu OECD bölgesinde Türkler günde 4 saat 2 dakika ile bu ortalamanın altında kaldı.

OECD’de ortalama 2 saat 8 dakika ile en fazla ücretsiz çalışma yemek hazırlama ve temizliğe ayrıldı. Hanehalkları üyelerinin günde 26 dakika bakıma zaman ayırdığı OECD ülkelerinde, alışverişe harcanan zaman ise ortalama 23 dakika oldu.

Yemek hazırlamaya 30 dakika ile en az zaman harcayanlar Amerikalılar, 74 dakika ile en fazla zaman harcayanlar Türkler oldu. OECD ülkelerinde birçok kişi yemek hazırlamaya günde ortalama 50 dakika zaman ayırdı.

Bakımlarına en az zaman ayıranlar günlük 16,18, ve 20 dakika olmak üzere sırasıyla Belçikalılar, Japonlar ve Macarlar oldu. Bu alanda en fazla zaman ayıranlar ise İrlandalılar (62 dakika), Yeni Zelandalılar (48 dakika) ve Avustralyalılar (45 dakika) olarak sıralandı.

OECD bölgesinde alışverişe en fazla zaman ayıranlar günlük 32 dakika ile Fransızlar oldu. Fransızlardan sonra alışverişe en fazla zaman ayıranlar Almanlar (31 dakika) ve Kanadalılar (30 dakika) oldu. Güney Koreliler alışverişe günlük 13 dakika, Türkler 14 dakika ve Portekizliler 17 dakika ayırdılar. Türkler ev işlerine ise günlük 141 dakika zaman ayırdı.

Ajanslar

Categories: Güncel Haber ve Yorum Etiketler:, ,

DİSK’in İstihdam Raporu

17 Mart 2011 Yorum yapın

DİSK-AR’ın Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Hanehalkı İşgücü Anketi Aralık 2010 dönem sonuçları üzerinden hazırladığı Aralık 2010 dönemine ilişkin İstihdam Raporu’na göre, başta umutsuzluk olmak üzere çeşitli nedenlerle son 3 aydır iş arama kanallarını kullanmayan ve işe başlamaya hazır olan umudu kesik işsizlerin de hesaba katıldığı, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 18,07 oldu.

Bir saat bile çalışsa işsiz sayılmayan, yetersiz ve eksik zamanlı istihdam edilen gizli işsizler ilave edildiğinde bu oranın yüzde 22 düzeylerine ulaştığı dile getirilen raporda, işsiz sayısının ise resmi 2 milyon 929 bin rakamına karşın, umutsuz işsizlerle 5 milyon, gizli işsizlerle 6 milyon 65 bin düzeyinde olduğu, işsiz sayısının 2007 Aralık dönemi ile karşılaştırıldığında 464 bin, umudu kesik işsizler dahil edildiğinde 853 bin artmış durumda bulunduğu ifade edildi.

Rapora göre, geçici bir işte çalışan her 10 kişiye karşın, geçici bir işte çalıştığı için işsiz kalmış yaklaşık 4 kişi bulunuyor. Buna göre Kasım 2010 raporunda yüzde 34 oranında olan geçici işçiler için işsizlik oranı Aralık 2010 döneminde yüzde 39 düzeyine çıktı.
Aralık 2010 döneminde resmi işsizlerin yüzde 15′ini işten çıkartılanlar, yüzde 16,7′sini ise kendi isteğiyle işten ayrılanlar oluştururken, işyerini kapatan 196 bin kişi ise henüz iş bulabilmiş değil.

Öğrenimine devam eden veya yeni mezun işsizlerin sayısının 310 bin düzeyinde bulunduğu belirtilen rapora göre, Türkiye’de kriz dönemi ile birlikte tarım sektöründe istihdam edilenlerin sayısında bir patlama yaşandı. Son 3 yıllık dönemde yaratılan 2 milyon 550 bin kişilik istihdamın, 1 milyon 282 bini tarım kesiminde gerçekleşti. Tarımın istihdam içindeki payı yüzde 21,38′den yüzde 24,68′e çıktı.

Raporda, ”Az gelişmişlik göstergesi olarak kabul edilen tarımsal istihdamda bu artış yaşanmasa idi, işsizlik oranları için olumsuz tablo iyice kendini gösterecekti. Bu durum istihdam artışının dayandığı zeminin son derece olumsuz olduğunu ortaya koyuyor” görüşüne yer verildi.

”Kayıt dışı çalışanların sayısı 1 milyon 40 bin kişi arttı”

Toplamda, yeni istihdama dahil olanların yaklaşık dörtte birinin ücretsiz aile işçisi olarak en kötü koşullarda çalışma yaşamına dahil olduğu belirtilen raporda, son 3 yıllık dönemde umudu olmayan işsizlerin sayısının, diğer nedenlerle birlikte işsiz sayılmayan ama çalışmaya hazır olanlarla birlikte 379 bin kişi arttığı kaydedildi.

Kayıt dışı çalışanların sayısının ise 1 milyon 40 bin kişilik artış gösterdiği dile getirilen raporda, eksik ve yetersiz istihdam edilenlerin sayısının kriz öncesinin 464 bin üzerinde olduğu, geçici işlerde çalışanların sayısının da kriz öncesi döneme göre 287 bin kişi arttığı bildirildi. Raporun sonuç bölümünde, ”işsizlikle mücadele konusunda ortaya konulan tablonun eksik kaldığı, işsizlik oranlarının korkutucu düzeylerde seyretmeye devam ettiği” ileri sürüldü.

”İstihdam artışı adı altında ortaya konulanın, güvencesiz, esnek ve kuralsız, kötü çalışma koşullarının yaygınlaşması olduğu” savunulan raporda, işsizlikle mücadele için sunulan çözüm önerileri şu şekilde sıralandı:

”Haftalık çalışma süresi gelir kaybı yaşanmaksızın 40 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.
Herkese en az 1 ay ücretli izin hakkı tanınmalıdır.

Herkes için iş güvencesi ayrımsız bir biçimde uygulanmalıdır.

Sendikal hak ve özgürlükler güvence altına alınmalı, sendikal barajlar, noter şartı kaldırılmalı, herkesin sendika hakkını özgürce kullanabilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Kamu girişimciliği ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmalıdır.

Kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır.

Taşeronlaşma ve kayıt dışı istihdam engellenmelidir.”

Ajanslar